Biz kurultayla meşgulken, Türkiye’de Kıbrıs’la ilgili iki ilginç gelişme oldu:

Eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen, Kıbrıs’ta KKTC’nin tanınması ve adanın bölünmesi gibi bir gelişmenin, “asla” yaşanmayacağını söyledi! İngiliz Sömürgeler Bakanı’nın 1955’teki ünlü “asla”sı ile nerdeyse koşut olan bu açıklama, pek tartışılmadı… Oysa İngiliz Bakan Avam kamarasında “Kıbrıs’ın statüsü asla değişmeyecektir” dediğinde, yanıtı EOKA terörü olmuştu… Biz, İlter Türkmen’i duymamayı yeğledik!

Ya neyi “işittik”? Artık kimlerdir, dünya ile ilişkileri nedir, uluslar arası hukuka ne kadar vakıftırlar bilemediğimiz, kendilerine Türk Demokrasi Vakfı diyen bir miktar insan, “Anlaşma olmazsa, KKTC Türkiye’ye bağlansın, 82. Vilayetimiz olsun” demişler! Onu duyduk… İşimize geldi… Türkiye basınının önde gelen yazarlarından Engin Ardıç, “Beyaz Türkler”in, 1699’dan sonra sürekli toprak kaybetmenin kompleksini, Kıbrıs ile tatmin ettiklerini söyler. Dünyanın yarısını kaybet, bir adanın yarısı ile yetin! Sanırım, bu “demokratlar” hastalığı da o… “Bir referandum yapalım, Türkiye’ye bağlanalım”mış! “Demukraatik “yoldan, yâni…

Bu yöntem, Hatay’ın Türkiye’ye bağlanmasında, başarı ile uygulanmıştır. Ama Kıbrıs’ta tutmaz… Birkaç sebepten…

Bir defa, dünya İkinci Dünya Savaşı öncesi koşullarında değil ki herkes kendi derdine düşmüş olsun… Ve sonra, karşımızda, Fransız Pretektorası altındaki bir Suriye değil, BM ve AB üyesi, Kıbrıs Rum Yönetimi var… Üstelik, Kıbrıslı Rumlar’ın dünyadaki durumu ile 1930’ların Suriyeli Araplarının durumu arasında en ufak bir benzerlik yok! Daha sonra Uluslar arası Hukuk önünde, bizim KKTC dediğimiz bu toprağın pozisyonu, 1930’lar dünyasının Hatay’ı gibi, Lozan’da aidiyetinin kime bağlı olduğu karara varılamayan, Suriye’nin bir sancağı değil; “Müktesebat’ın uygulanamadığı AB toprağı…” Kurulan fantezi, Kırcaali’de bir referandum yapıp, Bulgaristan’ın bir kısmını; ya da Berlin’in bir mahallesinde bir referandum yapıp, o mahalleyi Türkiye’ye bağlamaktan farksız… Daha daha sonra, Hatay’lı Türkmen’ler, Türkiye’ye bağlanmak istiyorlardı; çünkü seçenekleri, Fransız yönetimindeki geri bir Arap ülkesinde, azınlık haline gelmekti! Oysa Kıbrıslı Türkler’in seçeneği AB vatandaşlığı… Öyle bir referandumda, sonradan adaya yerleşenlerin bile hangi yönde oy kullanacağı şüpheli! Bırakın sıradan insanları, adaya doluşan TC sermayesinin bile tercihinin ne olacağı, su kaldırır… Öyle “gizli oy”, açık seçimde… Nedir zannediyorsunuz bu “KKTC Pasaportu” edinme kavgasının altında yatan?

İnsanlar, fantezi yaparlar… Bunların en keyiflisi, politik fantezilerdir. Örneğin “savaşı Hitler kazansaydı” der, kurar yazarsınız… Oyun olarak kaldığı sürece, zararsızdır… İhracatınızın %65’ini AB’ne yapıyorsunuz… Turistinizin %60 oradan geliyor… Elinizdeki tüfeğin (G-3) patenti bile Belçika! AB toprağını nasıl fethedeceksiniz?

Oysa, hayali ne güzel değil mi? Ben de Hürrem’i gördükçe, neler kurarım ama; ne çare!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31