CTP-BG’nin yeni genel başkanı Özkan Yorgancıoğlu, gazetelere dün yansıyan bir demecinde, “UBP Hükümeti, meşruiyyetini yitirmiştir” dedi…

Yasallığını, değil! Meşruiyyetini…

Bu son derecede önemli bir ayrıntı…

Bir iktidarın, meşru olmasının temelinde ne yatar?

İktidar, (iş bölümü anlamında) farklılaşmış bir toplumda, merkezileşmiş bir güç kullanma tekelinin, meşrulaştırılmasıdır.

Ancak siyaset ya da özel olarak İktidar kavramlarını diğer toplumsal etkinliklerden ayıran bir özellik vardır.

Max Weber’in deyimiyle, “Kaba güç kullanan her kuruluşun bu özelliği taşıdığı her yerde, o kuruluşa bu ölçüler içinde siyasi kuruluş diyoruz” (1)

Siyaset ve İktidar kavramları var olabilmek için, insanların kendilerini düşünmelerine muhtaçtırlar.

Yani, insanlar böyle bir gereksinim olduğunu düşünmeden önce, ne siyaset vardı, ne iktidar ve elbette ki ne de muhalefet.

Gereksinim, maddi bir gerçekliktir ama bunun bir gereksinim olduğunun algılanmasından sonra, gereksinim bir fikir haline dönüşür ve sübjektifleşir.

Durkheim, ilk aşamada “toplum bölünmemiş olup, biz diye yarattığı bir kutsallık etrafında örgütlenmiştir.” der.

İşte bu İktidardır.

Kaynağında yatan güç ise, o kutsallıktır.

Egemenliğin kökeninde yatan ve aslına bakarsanız İktidar kavramının kaynağını oluşturan kutsiyet, önce Vatikan; sonra da sırasıyla, Mekke, Şam, Bağdat, Kahire ve İstanbul’dan geçerek, yüzyıllarca bütün dünyada, İktidar’ın yönetmek için muhtaç olduğu toplumun geriye kalanının, kendilerine güç tatbik edilenlerin gözünde, gücün meşruiyetini,  sağladı.

Hobbes, “devlete itaat, Tanrı’ya itaattir ve boyun eğmek, tapınmaktır” diye yazmaktadır.  (2)

Mikhail Bakunin, “Devlet güçtür ve her şeyden önce güç kullanım hakkıdır ...

(Ama)  insan öyle bir varlıktır ki, tüfek uzun vadede yetersiz kalır.

Onun saygısını da kazanmak için, ne türden olursa olsun ahlâki bir yaptırım da gereklidir...

Öyle ki kitleler devletin yaptırım gücü karşısında boyun eğdikten sonra, ahlâki olarak, onun bunu yapmaya hakkı olduğunu da teslim etsinler.” der. (3)

Lenin “ Filozofların kafasında, devlet, ‘düşünün gerçekleşmesi’ ya da Tanrı’nın dünya üzerindeki egemenliğinin, felsefe diline aktarılmış biçimidir...

Tanrısal adaletin gerçekleştiği ya da gerçekleşmesi gereken alandır.

Devlete ve devletle ilgili her şeye karşı beslenen o boş dindarca saygı, bu anlayıştan doğar.”  der… (4)

Régis Debray: “Siyasetin kaynağı mistiktir. Julien Benda bu yüzden ‘devlet, parti, sınıf bugün açıkça Tanrıdırlar’ demektedir.

Modern batı düşüncesinde laikleşme diye de adlandırılabilecek sürecin arkasında bu yatmaktadır!” diye yazar…

İşte liberali, anarşisti,ulusçusu, komünisti ve sosyalisti…

Bu bakımdan, iktidarın meşruiyyetinin dayandığı güç, kendisine güç tatbik edilenlerin, bu gücü tatbik edenlerin o hakkının varlığını kabul etmiş olmasıdır!

  1- Max Weber, Toplumsal ve Ekonomik Örgütlenme Kuramı s.94,Çev. Prof. Özer Ozankaya. İmge Yayınları, Ankara: 1995
  2- Cemal Bali Akal, İktidarın Üç Yüzü, s.  105
  3- Mikhail Bakunin, Tanrı ve Devlet s.  92-93, Çev. Öteki Yayınları,Çev. Sinan Ergün. Ankara: 2000
  4- V. I.  Lenin, Devlet ve İhtilal s.  88,  Bilim ve Sosyalizm Yayınları, Ankara, 1976

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31