Üzüm üzüme dikiz baktıkça gri bir tona dönüşmekteyken İrsen Beyler üzüme baktıkça direkt şarap mı içmektedirler bu nasıl bağa gel bostana gel sevdasıdır? Bostanın içindeki bağlara ‘korkuluk düzenidir’ diyen öğrencilere “bir grup insan ses çıkarıyor, eylemin de bir usulü olmalı” demek “bu bostanda bu bağlar bağımsız üzümleri veremez zira benim kaç para üzüm ettiğim bile üzümcünün makaslarındadır, ister keser, ister kesmez” demek değil midir? Üzümler olmamış diyemiyor muyuz mesela? Zira bakıyorum, evet olmamış. Bu bostan ekilmemiş birilerine serpiştirilmiş diyemiyor muyuz? Şarabını geçtim üzümünü bile yiyemiyoruz başkasına yedirmek büyük günahtır diyemiyor muyuz? Peki, o zaman sizin demokrasiniz bostan korkuluğu demokrasisi midir? Nereden öğreniyorsunuz bu dilleri, ya üzümü fazla kaçırıyorsunuz ya da şarabı. Eğer bu bağın bir usulü olsaydı İrsen Bey, o zaman “Bu üzümlerle beraber kaç para ediyorsunuz, kaç paralık bağsınız” sorusuna usulüyle yanıt verirdiniz. Şimdi o güzel çocuklar size de “Bir başbakana soru soruluyor, yanlış yanıt veriyor, halkıyla hükümetinin cevap anahtarında usulsüzlük olur mu” derse hemencecik bostan korkuluğunu mu dikeceksin karşılarına? Ki, dikiyorsun. Zaten memleketi otuz yıllardır dikiyorsunuz.

Tamam, bağcıyı döv, bostana korkuluk dik, üzümleri eşe dosta sat, şarap içmek günahtır de, zaten para bir tek sana sevap, nefis bir bağ-bostan cumhuriyeti, tarihten dikiz bakınca Hitler’in bağı Mussolini’nin bostanıyla aynı işte. Dikiz bir yana güzel şarap içiyor bizim Başbakan, henüz bağ-bostan kurmayı tek başına beceremese de fena değil, geleni gideni de var, kendisi de gidiyor, ne konuşuyorlar sanıyorsunuz, herhalde bağa gel bostana gel türküsü söylemiyorlardır. Nereden öğrenecek bunları, bağlarını kim kurduysa ondan, bu samimiyetsiz bostan düzenini kim kurduysa ondan, bu üzümleri kime yediyorsa ondan, az daha kaldı ‘şıp demiş şarabının testisinden düşmüş’ diyeceğim.

Bana da kalırsa öyledir ki, ben ne üzümü ne üzümcüyü dövmeden yanayım ben bu bostan yerini bu bağları dövmekten yanayım, yoksa oraya hangi kâhyayı koysanız değişmeyecektir, değişmez de. Zira bir miktar sonra haliyle dikiz bakışmalara müsait kılınan bu yerde sarı tonundan yeşil tonuna kadar bütün renkler denenmiştir, söyleyin bana, hepsi, en sonunda, üzüm üzüme bakarak grileşmemiş midir? Zaten istedikleri de budur. Korkuluk düzeninde istedikleri budur; olmayacak, değişmez, yılgın anayasalarına inanmamız bostanın, yani görün işte demek, bu bostan kuralları öyle iri yarı cevvaldir ki siz kimi koyarsanız koyun kâhya demokrasisi ile değişecek bir şey değildir. İstediğiniz kâhyayı seçin, benim ekili düzenimin söyledikleri olur. Ekili düzen, bostan demokrasisidir. O söylüyor. Peki, biz? Biz daha ne kadar üzümcüyü, üzümcünün arkadaşlarını, üzümcünün yolda yürümeyi bilmeyen akrabalarını, üzümcünün denize girmeyi bile beceremeyen kardeşlerini, üzümcünün eşini dostunu döveceğiz? Dövmeyin. Bu bostan yeri, bu bağlar, bu ekili düzen değişmedikten sonra, ‘korkuluk düzeninde’ değişen kâhyalara uygun bostan korkuluğu dikerek “Farmville” oynamak-oynatmak kolaydır.  Facebook’da bir bostan korkuluğudur, ekili düzendir, üzümünü ye bağını sorma demokrasisidir, tuhafına mı gitti?

O yüzden sanırım ki bilimsel sosyalizmin ‘deney ve gözleme dayanması’ ‘evrensel olması’ ve ‘nesnel gerçekliğe dayanması’ metotları bize bir kere daha ‘hayal etmeyi’ gözlerimizin önüne getirdiğinden görüyoruz ki bu ‘bizim bostanımızdır’ ama bu ‘dünyanın birçok bostanlarından sadece biridir’ ve bu ekili düzenlerden emperyalizm her yere miktarınca ve yeterince eşelemiştir. Bu korkulu düzenden ve bostan korkuluğu demokrasilerden kurtulmamız için başka bağlara yanaşmalıyız. Başka türlü yenemeyiz. Başka türlü yenemeyeceğimizi bildikleri için herkesi kendi bostanında üzüm fetişisti yapıyorlar. Fetişizm yatakta iyidir, hayatta korkunçtur, ‘benim üzümüm’ demeye başladığın andan itibaren seni de ‘kâhyalaştırırlar’ sezmezsin. Sezenleri seviyorum. Öğrenci İnsiyatifi ‘kâhyalaşmayan’ ‘üzüm fetişisti olmayan’ ‘bostan korkuluklarına diklenen’ ‘başka üzümlerin farkında olan’ ‘bağını özgürleştirip bağımsızlaştırmak isterken başka bağlara da saygı gösteren’ topluluktur. Bizi, hepimizi, bu bağda doğru yere götürecek olan ve ‘korkuluk düzenini de korkutacak’ olan budur. KTÖS’ü de bu yüzden hep sevdim. Sosyalizmi bilmek başka bişeydir, solculuk etmek başka bişeydir. İkincisi daha kolay ve zahmetsizdir, sağda-solda bolca bulunur, birincisi meşakkatlidir bolca bulunmaktan ziyade ‘yürümek’ ister.

Çok yazdım, “tekrar” sanırım ‘ülkemin edebiyat hali’ nasıl öznesiz cümle ‘devrik’ düşerse yüklemine, öyle. Buradaki esas problemimiz nüfus aktarımı veya Türkiyeliler değildir dediğimiz zaman bize kızan solcu abilere sesleniyorum, canım abilerim, size işgal dediğimiz zaman bunun sokakta gördüğün Türkiyelilerle falan olduğunu sanıyorsan büyük bir tarihsel yanılgı içerisindesindir. Hani, bir de Marksist söylemlerle karşılık verdiğimiz için bize ‘iyi alıştılar’ demek üzgünüm ama ‘solculuk etmektir.’ Solculuk etmek her zaman etmeyebilir, buralarda çok CHP’li var, tamamen ‘solculuk etmektedirler’ mesela Deniz Gezmiş’i ‘Atatürkçü’ sanıyorlar, daha beteri de vardır; Neyzen Tevfik’i de öyle sananlar var, okumamak bir ideoloji olmaya başladığı anda ‘kulaktan dolma’ bir fikir mekanizması olup üstüne bir de sağa sola dağılarak örgütlenmeye de başlarsa –ki öyledir- ‘gerçek’ yer değiştirir, konusuz yerlerde konuyu anlatmaya çalışmak insanı saçma sapan yerlere götürür ki, solculuk edenlerin çoğunun ‘sisteme hizmet etmekte kusur etmeyen robotlar’ olduğunu fark edememesi de sistemin ‘‘edenlere’’ attığı en büyük kazıktır.’ Bence ‘gericiler’ ‘şucular’ ‘buculardan’ önce en tehlikeli grup şu anda bunlardır. İşgal, aha da budur. Ben bostanı daha da büyüttüm bak, oldu mu? Beğendin mi? İşgal, aha budur, bostanın içinde ne konuştuğunu bilmemektir. ‘‘Buralar eskiden hep dutluktu’’ demek solculuk etmektir abilerim.  Etmeyin!

Türk Solu diye gayet Türk kafatası ve ‘Atatürkçü Milliyetçi Solcu Gazete’ adı altında (Üçünü aynı bünyede bir arada taşımak zor olsa gerek) fikirlerini savunan bir düşünce var. (Abimiz Deniz’in hapishanedeyken hani o meşhur resminde bağdaş kurarak okuduğu Türk Solu’nun bugünkü Türk Solu’yla ilgisi yoktur. Şimdiki Türk Solu’na sorarsan da vardır. Deniz Abimizin fikri çizgisini bilmezsen bir resme bakıp ‘Evet lan, Deniz’de Türk Solu okuyormuş, demek Deniz’de Kürt İstilası var diyor’ dersin. Gerçeğin yer değiştirmesi derken bundan bahsediyorum, ‘sanmak’ ancak ‘infial ve linç kültürü’ eder, başka etmez abilerim.) Açın, bakın. Onlar da ne yazık ki, Kürt İstilası var diyorlar. Kürt İstilası durdurulmazsa 20 yıl içinde Türk nüfusu azalacakmış. ‘Her Yer Türk Olsuncular’ var bir de, onlar da nasıl “kısırlaştırılması” gerektiğinden konuşuyorlar. Ama şimdi sizin gibi solculuk edeceksek bunları es geçeceğiz, ama öyle değildir, ama bizdeki durum başkadır diyeceğiz, yuvarlayacağız, dilimizin altında bir bakla, solculuk edeceksek evet böyle bakacağız ama sosyalizmin bilgisi ile hareket edeceksek başka şeyler söylemek zorundayız. Varın beni ‘iyi alışanlardan’ sayın. Varın beni ‘sizin yüzünüzden artık nüfus aktarımı diyemez olduk’ diyenlerden sayın. Ama bir kere de kendinizi sayın. Ne ediyorsunuz onu sayın. Türk Solu da sol, Türk Solu’ndan ayrılan solun kaç parmak saydın mı? Bana öyle geliyor ki güzel solcu abilerim; bizi bu kadar ‘küçük bir bostanın içinde’ bu kadar saçmalamaya müsait insanlar haline getirdiklerine göre ‘dünyanın bostanında’ daha ne kadar saçmalatabileceklerini sen düşün? Hepimiz bir kalıbız aslında güzel solcu abilerim. Hepimiz kalıbız. Eni sonu da kalıp ederiz. Solcumuz kalıp, sağcımız kalıp, İslamcımız kalıp, Liberalimiz kalıp. Kalıplardan evler yapmışlar, düşünceleri oymuşlar, içine bade koymuşlar, buralarda oyna uzağa gitme demişler. Ben oynamam güzel abicim. Sen oyna…

O yüzden Öğrenci İnsiyatifi güzel çocuklardır. Aman, okulları bitirdikten sonra bu bostanın içinde birer üzüm bağına dönüşmeyin yeter. Siz öyle olursunuz diye demiyorum, yanlış anlamayın beni, ben de öyle inançlı çocukların arasından geçtim ki şimdi hepsi değilse de birçoğu üzümüne bakıp grileşmesine bağ bile bulamıyor, ondan. Çünkü öğrenci evlerinde muhakkak her gece ve üç kereliğine sağlam devrim yapılır. Ama siz, hep böyle kalın. Bir de inancınızı astığınız yere iyi bakın. Evler, yollar ve zamanlar değiştiğinde yeri değişmesin.

Ve ben, güzel çocuklar, kardeşlerim, eğer bir dipnotla çengellerseniz kalbinizin köşesine şunu demek isterim, hani Ahmed Arif’in de dediği üzere “Bir umudum sen de, anlıyor musun” o yüzden “Umut ile sevda ile düş ile. Dayan, rüsva etme beni.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31