Birkaç günden beridir, Türkiye’de olanları, bütün dünya ilgi ile izliyor! 

Hükümet taraftarı bir kesim, “ Güzelim memleketi, dünyaya rezil ettiniz” derken, başbakan da “Ülkeyi, birkaç çapulcunun sözü ile yönetecek değiliz” gibi, gene buram buram gurur kokan bir cümle sarfetti… Kör parmağım gözüne dercesine da “ Camii de yapacam Taksim’e” diye de ekledi… Olanlardan ders aldığını düşünmüyorum… Kendini koyverse, eylemcilerin özür dilemesini de isteyecek!

Taki,m Meydanı’nda trafiğin yer altına çekilip, yüzeyin bir yaya bölgesine dönüştürülmesi doğrultusundaki kararın, oy birliği ile alındığını, hatırlatalım. Yani ortada karşıtlarının ileri sürdüğü gibi diktatoryal bir tavır yok! Beri yandan başbakanın dediği gibi bu,salt “CHP ve MHP’nin kışkırttığı bir durum” da değil… Kelin merhemi olsa, kendi başına sürermiş! BU kadar insanı organize edecek güçleri olsa, onlar zaten bu güne kadar boş durmazlardı!

Olanlar, kökü çok daha derindeki bazı sebeplere dayanıyor!

Öncelikle, Tayyip Erdoğan’a çok da haklı olmayarak, “diktatör” nitelemesi yapılmasına neden olan şey, kendisinin mutlak gerçeğin sahibi olduğunu zanneden, kendini beğenmiş tavrıdır! Ne var ki bir imamın, inandıklarının mutlak olduğundan kuşku duymasını, nasıl beklersiniz? İmanı zedelenmez mi o zaman? İnancını yargılayan dindar mı olur? Ama adam, aslında öyle olduğu halde, yaptıklarını imanına değil; Belediye Meclisi’nin oy birliği ile aldığı karara dayandırıyor! O bakımdan, “diktatör”lüğü, tartışılır diyorum…

Öte yandan, birkaç seçimi arka arkaya açık ara kazanan çok siyasetçinin düştüğü bir tuzağa düşüp, kendine oy vermeyenleri, küçümsüyor ki o kitle de nerdeyse memleketin yarısından fazla… Kendi seçmeni dışındaki herkesi, kendisine karşı birleştirmek “becerisini” göstermek, kolay değildir. Tayyip bey, bunu başarmıştır! Nasıl? Mağrur bir eda ile kendi kitlesi dışındaki herkesin kutsal bildiği bütün değerlere, biteviye saldırıp, aşağılayarak! Ne Atatürk bıraktı saldırmadığı, ne İnönü…

Atatürk’ü severim ama Kemalist değilim… Ne var ki Tayyip Bey, kökü ta 1815 Küçük Kaynarca Anlaşması’na dayanan, 1839’da Tanzimat, 1856’da da Islahat Fermanları ile belgelendirilen, Türk Modernleşmesi’nin bütün değerlerine cepheden saldırıyor! İttihatçılık, CHP, İnönü ve elbette Mustafa Kemal ile sorunu, bir sevme, sevmeme meselesi değildir! İlk defa seçimi kazandıklarının sabahı, internette bir arkadaş sormuştu: “Değerlendirmeniz ne?” Ben de şöyle bir cevap yazmıştım: “Hürriyet ve İtilaf, İttihat ve Terakki’den, 1913 seçimlerinin intikamını, nihayet aldı!”

Bu süreçte, kendisine yaslanılabilir bir geniş taban sağlayabilen modernleşme, o eski hesaplaşmanın sonunda, bütün o değerlere de” muttasıl” saldırılınca, kendi yaşam biçiminin saldırı altında olduğunu düşünüyor! Yaşam biçim; yâni kültürü, yâni kimliği…

Meşhur lâftır: Kimlik kişiseldir ancak, ortak ögeler ortak kimliği oluşturur. Bunlardan en çok saldırıya uğrayanı da kimliği belirler, eksenine oturur!

Ne yazık ki Erdoğan, bunu yapa yapa kendi karşısında bir, kendine karşı olanlar cephesi ve kimliği yaratıyor ve farkında değil! Neden yazık? Çünkü kimlik yırtılması, etnik bölünmeden çok daha etkili ve tehlikelidir. Yalnız bireyler değil, toplumlar da kimlik bölünmesine uğrarlarsa bu patolojik bir durumdur ve Şizofreni diye tanımlanır.

O zaman, yaptığınız bütün iyi şeyler de elbette unutulur ve yapacaklarınız da akim kalır! Türkiye işte bunu yaşıyor…

Dini bütün olduğunu zanneden bir ekibin, gururu ve dünyayı algılayamaması yüzünden…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31