Herkes bir şey istiyor.  DP’li Serdar Denktaş  “referandum!”  Talat  “çapraz oylama!”   Eroğlu  “müzakerelerde  al-ver pazarlığının gündeme gelmesini!”  Küçük  “ilânihaye sürdürülmez müzakerelere karşılık alternatif çözüm kararı!”  CTP’li Yorgancıoğlu  “Birleşik federal Kıbrıs!”   TDP’li Çakıcı  “icazetsiz, Ankara’sız Türk halkı!”   Sendikalar Türkiyesizleştirilmiş Kıbrıs yanı sıra  “tek devlet,  tek yurttaşlık,  tek vatan,  Kıbrıslılık!”  

PEKALA ÖNCELERİ NE İSTİYORDUK:  Bir kez daha gerilere gittik.    Sahi biz bu adada 1940’larda billurlaşan siyasi mücadelemizi İngiliz’e karşı verirken ne istiyorduk?                                                                

En azından Cumaları  Türk bayrağını camilerimizin minarelerine çekebilmeyi… Evkaf’ın Türkler’e devredilmesini…  Rum sendikalarının sultasından kurtulmayı…  Rum-Türk işçilerinin karma olarak çalıştığı iş yerlerinde  Türk işçilerinin Rumlar tarafından gaspının önlenmesini…  1950’ler sonrasında  Belediyelerde temsiliyet hakkı… 

Ve rahmetlik  Toplum Lideri Dr. Fazıl Küçük yollara düşüyor,  Ankara’lara varıp  devlet ricalinin kapılarını  çalıyor ve  efendiler diyor.  Bakın,  işte şurada,  Kıbrıs’ta bir Türk toplumu vardır.  Hem İngiliz’den hem Rum’dan çektiğini bir Allah bilmektedir bir de işte o Kıbrıs’taki Türk toplumu.  Anavatanımızsınız,  himmetlerinizi esirgemeyin,  kurtarın bizi esaretten…

SONRA.  Anavatan-Yavruvatan diyorduk ya.  1960’larda hem Kıbrıs Cumhuriyetine ulaştık hem de Türkiye’nin garantörlüğünün bugün de devam etmekte olan  “korumacılığını”  sağladık. 

Makarios bu  “Cumhuriyete” üç yıl bile dayanamadı, yıktı!  Ve  Rum Eokacıları  ile milis güçlerinin Türk halkına yönelik saldırıları başladı!  Pekala ne istiyorduk 1977’lere kadar süregelen o saldırılar döneminde?  “Türkiye’nin müdahale ederek,  resmen bizi Rum zulmünden kurtarmasını!”

DAHA SONRA.  Yine Rum sebep oldu.  1974 Barış harekâtı gerçekleşti.   Kuzey’e taşındık  “işte can mal güvenliği içinde kendi vatanımız”  dedik.  Buna karşın ne istiyorduk?  Bu Kuzey vatanını Devlet yapmak.  Yaptık mı?  Yaptık.

YA ŞİMDİLERDE NE İSTİYORUZ:  Yarım asrı aşkın süredir kan tere batarak,  göç yollarında sürünerek,  ocaklarımızı söndürerek,  evlatlarımızı kefensiz topraklara gömerek,  yanıp yakılarak oluşturduğumuz Devletimizi yıkmayı!

Çünkü bu çağda ve barış içinde Rum’la birlikte yaşanırmış!  Çünkü ancak Rumla birlikte tek vatan Kıbrıs Devleti kurulabilirmiş!  Nasıl ki geçmişte kardeş kardeş yaşamışsak bundan sonra  da kardeş kardeş bu Rum’la yaşayabilirmişiz!  Ve zaten bunların dışında çözümleri dünya kabul etmezmiş!  Şimdi kalkıp da dünyayla zıtlaşalım mıymış!  

ÖYLEYSE NE YAPMALIYMIŞIZ:   Devletimizi ilga edeceğiz,  Türkiye’yi yerli yerine gönderip adayı Türkiyesizleştireceğiz,  Kuzeyi Güneyi lağvedip    “Kıbrıslılar”  olarak  tek vatan Kıbrıs’ı yeniden oluşturacağız  ve  fedaralizmin   “mucizevi barış  bayrağı” altında yerlerimizi alacağız…                        

Nereye geldik Yarabbi?  “Yaşasın Türk-Rum kardeşliği mi”  diyelim!

Zaten Markulli de öyle söylüyor:  Ve bakın ne diyor:

PAPAZLARI,  LİDERLERİ YETMEDİ ŞİMDİ DE MARKULLİ!

Rum Dışişleri Bakanı Markulli Yenidüzen gazetesinin sorularına cevap verirken   “samimi olarak söylüyorum”  diyor ve ekliyor:  “Birlikte var olma konusunda güçlü inançlara sahibim.  Adayı  yeniden birleştirmeyi başaramamamız bizim için bir urtanç vesilesidir.  Dil,  din,  köken farklılığı birleşmemize engel olmamalıdır.  Biz Avrupa ülkesiyiz ve Avrupalıyız.  Birleştirmeyi gerçekleştirmek için birlikte çalışmalıyız…”  İşte Markulli’nin dilekleri.                   Öte yandan bir süredir DP’li Serdar Denktaş’ı ateşler bastı.  Diyor ki  eğer müzakereler çıkmaza girerse kaderimizle ilgili  referandum yapalım.

S.Denktaş’a  tam da şunu söyleyecektik:    “Elimizde   Devlet oluş  ve de Türkiye gibi  büyük bir siyasi desteğin gücü varken neyin referandumu” diyecektik.    “Zaten Kıbrıs Türk halkı KKTC ile kendi kaderinin sahibi olmamış mı?  Hatta itiraf etmese de Hristofyas bu Devleti müzakereler nedeniyle  kaçınılmaz zorunlulukta tanımanın yürek sızısını duymuyor mu?”

Diyecektik ki devreye Markulli’nin demeci girdi.  Öyleyse yapın bu memlekette referandumu.  Koyun bir tarafına Markulli’nin söylediklerini,  öteki tarafına da KKTC’yi.  Ve halka sorun.  Markulli’nin Birleşik Kıbrıs’ı  mı yoksa  rahmetlik liderimiz Denktaş’ın kurduğu Devletimiz mi?  Doğrusu ya.  Artık bize de Markulli’nin  de diline  düşmüşlüğünce böylesi  Birleşik Kıbrıs efkârında  bir referandum yakışır…                                                     

VESSELAMI KELÂM

Ulusal mücadeleler  çocuk oyuncağı değildir.  Bu adada 1940’ları baz olarak alıp bugünlere kadar gelirken  “kazandıklarımızla kaybettiklerimizi,” yeniden kaybetmemek için kazanımlarımızı nasıl  korumamız gerektiğini,  “Kuzey ile Güney,  Türk ile Rum”  coğrafyaları ile  ilişkilerini  çok iyi analiz etmek zorundayız. 

YANİ:   Rum bin defa da kaybetse adadaki Devlet oluş ve AB üyesi kimliği ile  ne yaralanır ne berelenir.  Fakat Türk halkı bir kez kaybetse,  son şansı olan Kuzey’de bile tutunamaz ya yeniden göç yollarına düşer yahut Rum’un egemenliğine girer…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31