Kıbrıslılık bilincimiz eleştiriliyor, hoşgörüyle sabrediyoruz.

Çağdaşlaşma anlayışımızı değiştirtmek için çabalıyorlar, sabrediyoruz.

Korumazsak hepimizi yok edecek doğa katliamlarını gönül rahatlığıyla onaylıyorlar, sabrediyoruz.

Kıbrıs’taki varlığımızı silmeye çalışıyorlar, sabrediyoruz.

Dünyadaki varlığımızı silmeye uğraşıyorlar, sabrediyoruz.

Ekonomik varlığımızı dört koldan sıfırlamak için uğraşıyorlar, sabrediyoruz.

Kültürel varlığımıza açıkça saldırıyorlar sabrediyoruz.

Eğitim, sağlık, güvenlik haklarımızı buduyorlar, haklarımızı bize karşı silah yapıp alnımıza dayıyorlar sabrediyoruz.

Yeter!

***

İster ipin ucu kaçtı deyin, isterseniz de memleketin dingili koptu…

Ama şu bir geçektir ki olan biten karmaşanın yarattığı kaos tepeden tırnağa memleketi karmaşaya sürükledi.

İddia ediyorum ülkedeki kaostan nasibini almayan tek bir birey yok Kuzey Kıbrıs’ta… Beşikteki bebekten, bir ayağı çukurda ihtiyara kadar herkes karmaşadan nasibini alıyor.

Bazı haller olur, belli kesimler huzursuzdur da zaman içinde idare eder karmaşayı düzeltebilir, en azından kontrol edilebilir bir duruma sokarsınız da; şimdi öyle bir hal kalmadı artık…

Sivil toplumu bir sabır küpüne dönüştürüp, “yandaşlar sivil toplumculuğunu” tedavüle sürdüler.

Bütün bunları düşündürten ne oldu diye sorarsanız: Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski bakanı ve CTP Mağusa milletvekili Sonay Adem’in açıklamaları derim. Açıklamalar bana son derece çarpıcı geldi. Bu açıklamalar doğrultusunda çaresiz olmadığımızı düşündüm. Zararın neresinden dönülürse kâr olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Adem, iktidara geldiklerinde hem külliyeyi hem de petrol dolum tesisini yıkacaklarını söyledi. Bu sert, net ve çarpıcı açıklama ümit vaat ediyor.

Fakat bunca sabır sergileyip, üstüne bir de yazılı taahhütlerinin bile arkasında durmayan bir iktidarın yaşattığı hayal kırıklıklarından sonra Kıbrıslı Türkler nasıl tepki gösterirler bilinmez.

Esas ümit kıran, esas moral bozan da bu değil midir zaten?

Bu halk tarih boyunca kime güvenmişse darbe yedi.

Şimdiden sonra vaat etmek de zor, vaat edecek konu bulmak da…

İşte bu nedenle Adem’in duruşunu önemsenebilir görüyorum.

Dikkatinizi çekti mi bilmem. Önemli bir ihtiyaca dikkati çekiyordu Adem’in açıklamaları. Sadece dolum tesisi ya da külliye için yapılmamıştı elbette bu açıklama. Hükümetin, kabul edilemez bir şekilde ‘biz yaparız olur’ mantığı ile hareket ettiğini söylüyordu. Sivil toplum örgütleri adı altında yandaş örgütlenmesi oluşturulduğunu söylüyordu. Olup bitenlerden dolayı kamuoyunun sivil topluma güvenini de yitirmesine neden olduklarını vurguluyordu.

Aslında bu gün neye itiraz ediliyorsa ve ne bu toplumun zararına ise tümünü ortadan kaldıracaklarını ifade ediyordu bu açıklama. Halktan yükselen muhalefet seslerine kulak asmayan bir iktidarın, her geçen gün halktan uzaklaştığı ve iktidar etme hakkını da bu sayede yitirdiğini anlatıyordu.

***

Geleceğimizi ipotek etmek, ümitsizliğe sürüklenişimize seyirci kalmak nasıl olur da bazı kesimler için kabullenmesi bu kadar kolay bir hal alır anlamıyorum. Zaten kıt olan kaynaklarımız, halkın ihtiyaçlarından ziyade, kamuoyunun gündeminde neredeyse hiç yer alamayan konular için nasıl harcanabiliyor. Külliyeymiş, camiymiş, imam hatipmiş…

Her geçen gün açlık sınırının altında yaşam sürdürmeye çalışan insanların esas ihtiyacının ne olduğunu oturup tartışmaktan ziyade, kaynakların halkın refah seviyesini yükseltmek için kullanılması yerine, kimin işine yarayacağı belli olmayan siyasal çıkarlar uğruna heba ediliyor.

Kim bu gidişe dur diyecek?

Artık yeter!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31