DAU’ye bağlı, ilkokul, kreş ve kolejin Doğa Kolejleri’ne devri onaylandı, dün Bakanlar Kurulu tarafından.

Üniversitede coplarla, tutuklamalarla geçen eylemin hemen sonrasında toplantısını tamamlayan Bakanlar Kurulu, aldığı kararı duyurmaktan çekinmiş herhalde, karar, Eğitim Bakanlığı’ndan yazılı olarak duyuruldu, kamuoyuna.

Şüphesiz ki, okulların Doğa Koleji’ne devri kararı sürpriz değil.

Başka talipler olmasına rağmen, farklı teklifler sunulmasına rağmen, aslında zaten çok önceden alınmış bir karar, yorgan altına saklanılarak da olsa resmi olarak duyurulmuş oldu.

Ne eylem, ne tepki, yazık ki, konunun yeniden farklı açıdan değerlendirilmesi için yeterli olmadı.

Üstelik bu taleplere ilişkin en azından kamuoyuna gerekçelerini açıkladığı bir ret kararı da duyurmadı, hükümet.

Şimdi burada hükümeti suçlayabiliriz.

Suçlu da…

En kolayından basiretsiz bir şekilde, yorganın altına saklanarak önce “bilmiyorum, haberim yok” denildi, sonra da kabinenin onayladığı bir karar, Eğitim Bakanlığı tarafından yazılı duyuruldu.

Dahası, hukuk çiğnenerek tam anlamıyla bir peşkeşe daha imza atıldı.

Ancak burada durup tekrar düşünmemiz gerekenler de var.

Bugün sendikal hareket etkisini kaybetmiştir!

KTHY verildi, yüzlerce insan bir yıla yakındır işsiz, tepki koyuyor, çadırlar hala sokakta ama sonuç yok!

Bırakın sonucu, halkla dalga geçer gibi, türlü skandallar ve yüzü kızarmayan tavırlar var, karşımızda.

DAK ve DAİ’de yaşanan da benzer.

Bu hükümet başarısızsa, ki ben bunu başarısızlıktan ziyade bir basiretsizlik olarak yorumluyorum, sendikal hareketin muhalif tepkinin etkisizleşmesinin nedenlerini de başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmemiz gerekiyor.

Yoksa muhalefet ya da sendikal tepki, sonuç alamayacaksa, sadece durduğu köşeden bağırarak mevcudiyet sağlayamaz.

Yaşanan bu son örnekte bile, sendikanın teklif sürecine katılıp katılmaması ile ilgili kamuoyu önünde yaşanan fikir ayrılıkları, ideolojik tavırlar nedeniyle konunun bütününe bakamamaktan kaynaklı uzak duruşlar yaşandı. Yani aslında hala her şeye rağmen büyük resmi görmekten uzak, kendi statükomuz etrafına yapışıp, bağırırken kimin sesi daha güzel çıkacak gailesi yaşıyoruz.

Ve bilmiyoruz ki, bağırmak değil marifet, bir şeyleri değiştirmek.

Bugün CTP kanadı, kendi hükümet dönemiyle ilgili bugün bile karşısına çıkarılan eleştirileri haksız olarak niteliyor.

Ama bugün bile hala geçmiş döneme ilişkin dil uzatılıyorsa, bunlara tepki koymak yerine bu söylemleri ortadan kaldıracak icraat yaratmak konusunda yetersiz ve etkisiz kaldığını da kabul etmek gerekiyor, CTP’nin.

Kazara bu hükümette bir koalisyon ortağı olsaydı, TDP de varlığını yitirecekti.

ÖRP cephesinde ise, Erdoğan zaferi sonrasında daha da şahlanan sıranın kendisine gelmesine dair bir bekleyiş süreci devam ediyor.

DP, Genel Başkan’ın iş başında olamamasının eksikliğini yaşıyor.

Sendikalar ise, arada meclise gidip alkış tutmak ve çadır kurup bağırmak dışında bildiri sendikacılığı alışkanlıklarını devam ettiriyor.

Yani sokakta birileri var da yok gibi!

Ama şunu da söylemek gerekiyor;

Bu süreç göstere göstere geldi, daha gelecekler var. Ama süreç içinde varlığını toparlayamayan, kurduğu birliktelikleri toplumsal boyuta taşıyamayan varlıkların da en az bu hükümet kadar sorumluluğu olduğunu unutmamak gerekiyor.

Bugün kesinlikle en koyu şekilde altını çizelim ki, bu ülkede henüz yeşermeyen demokrasi tüm kollarıyla çökmüştür.

Bugün bu hükümet hukuksuzlukla suçlanıyor, devlet kurumlarını önüne gelene sessizce hukuku da takmadan verebiliyor, dışarıda insanlar mağdur olup, öğrencilerin gelecekleri tehdit ediliyorsa, bu ülkede hukuk adına köşe tutan mekanizmaların da ses vermesi gerekiyor.

Oysa bu kadar skandal, peşkeş ve yolsuzluk ortadayken, en azından sivil toplum bazında bile kimsenin konuşmaması manidardır.

Alman Filozof İmanuel Kant, “adalet dünyadan kalkarsa insan hayatına değer verecek bir şey kalmaz” der.

Fransız devlet adamı Georges Clamencau da adaletsiz ülke mezbahadan farksızdır der.

Haksız mı?

Farksız mıyız gerçekten de mezbahadan?

Bülent Ortaçgil’in sevdiğim bir şarkısıdır “Normal”.

“Biri anlatsın hemen nedir bu normal, canım sıkıldı artık, yoksa ben miyim anormal?” der Ortaçgil de.

Her şey normal, sanırım biziz anormal!

Geri zekalılar gibi, anormaller!!!


Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31