Önümüzdeki Pazar günü iktidar partisi UBP’nin aylardır konuşulan kurultayı yapılacak.

İllallah çekmeyen bir an önce bitmesi için dua etmeyen kimsenin kalmadığı kurultay da bana göre düşünülmesi gereken bazı noktalar var.

Birincisi adaylardan hangisi kazanırsa kazansın statüko değişmeyecek.

Nedir statüko?

Kısaca, mevcut durum.

Olumlu bir değişim olacak mı?

Hayır.

Tam aksine alınan güçle bir sonraki genel seçimde Ankara’nın desteğini taze tutmak için önce yeni ekonomik paketle ve arkasından gelecek daha nice sürprizlerle sözde “istikrar” sürdürülecek. 

Ülkenin bugünkü durumu aslında hep var olan UBP siyasetidir.

Ve isimler değişse de anlayışlar değişmez.

İkinci nokta, bugün müdahaleden dem vuranlar daha önce bu yolu bizzat kendileri kullandılar.

Özellikle KKTC’nin ilanı döneminde Türkiye’deki askeri yönetimi de yanına alan statükonun kurucuları farklı düşüncede olan kesimleri hep sindirdiler.

Bugün yaşananlarsa bir ilk.

Statüko kendi içinde artık kendi çocuklarını tüketiyor.

Çünkü ilk defa kendi içindeki bir seçime ülke dışından, Türkiye hükümetinden müdahale isteği var.

Kendi seçiminde dış müdahale isteyen ve ülkede istikrar var aldatmacasını buna kılıf yaratan anlayışın, bir genel seçimde neler yapacağını düşünmek bile istemiyorum.

Düşününüz ki bir kurultayı kazanmak, Başbakan olmak için Kıbrıs Türk toplumuna hiç de alışkın olmadığı ve aslında hak etmediği ilkleri yaşatan anlayış, yeniden iktidar olmak, yani seçim kazanmak için bu ülkeyi nerelere sürükleyecek.

Bu düşüncelerimin siyasi hiçbir yönü yok.

Bu kurultayı kazanmak için izlenen yol ve kullanılan yöntemler hiç umurumda değil.

Bu çağda devlet yönettiğini iddia edenlerin hala daha fikirlerle değil birbirlerinin üzerine basarak avantaj elde etmeye çalışması beni gerçek anlamda üzüyor.

Kıbrıs Türk demokrasi ve siyasi hayatı kaldıramayacağı bir yükü sırtlanmıştır.

Devlet olanaklarını kullanan gelecek kaygısı olmayan sözde siyasetçilerin endişe edeceği bir durum elbette yoktur.

Ama taşıma suyuyla demokrasi çarkı dönmez.

Bu seçim UBP’nin iç seçimidir.

Ve söylediğim gibi statükonun resmidir.

Ama bugün yaşananlar bu toplumun verdiği onurlu mücadeleye yakışmıyor.

Kıbrıs Türk Halkının siyasi iradesi hem bir önceki dönemde CTP-ÖRP birlikteliği ile hem de bugünkü hükümetin transferlerle elde ettiği Meclis çoğunluğuyla yara almıştır.

O günlerde seçime girmeyen bir parti hükümet ortağı yapılmasaydı, bugünde bir partinin iç içişlerine karışılmayacaktı.

Bundan sonrası da şudur;

Artık amacının ne olduğu fark etmeden tüm seçimlerimize müdahale için davetiye çıkarılmıştır.

Bu durum bir siyasi partinin içinden çıkıp bu ülkenin sorunu olacak.

Bazı taraflarca kurultaya bir genel seçim havası yaratıldı deniyor.

Ne yani bunlar bir seçim dönemi için kabul edilebilir mi?

Yani kendi kendimize yapmayalım ama başkalarına yapalım.

Tüm bunlar birbirine eklenince tüm yanlışlar belirginleşti.

UBP’den ayrılan milletvekilleri tarafız diyor ve çalışıyorlar.

Yanlış.

Sayın Cumhurbaşkanı bu yarışa kendisi girmişçesine eleştiriyor müdahil oluyor.

Yanlış.

Yanlışa eklenen bir başka yanlış ve akla gelen sorular da şunlar;

Peki, bunlar yanlışta Türkiye hükümet yetkililerinin gelip bir siyasi partinin kurultayına müdahil olması ve bir toplumun yaşamını görmezden gelip istikrardan söz ederek Sayın Başbakana sizi destekliyoruz demesi yanlış değil mi?

Bu daha da yanlış.

Bunları herhangi bir tarafta olmadığım için söyleyebiliyorum.

21 Ekim 2012 günlerden Pazar, UBP kurultayı olarak tarihe geçecek.

Ama aynı zamanda mücadele ve baskılarla oluşan Kıbrıs Türk siyasi iradesine de kara bir leke olarak yazılacak.

Kurultay için Derviş Eroğlu statükosunu bitirecek deniyor.

Peki, hangi statüko başlayacak?

Ulusal Birlik Partisinin ideolojisi ve anlayışı belli.

Kim gelirse gelsin, yaşı, tecrübesi hiç önemli değil.

Belli bir kalıp var ki her türlü değişime karşı.

Kurultayda aday olan Sayın Ahmet Kâşif Türkiye hükümetinden gelen müdahalelere tepki gösterdi ve şöyle dedi;  

 “Bu güne kadar sabrettim, sustum ama artık yeter. Ucunda ölüm dahi olsa konuşacağım, anlatacağım, çünkü bu davranışımın Anavatan Türkiye’nin de KKTC’nin de yararına olduğuna inanıyorum.

Yapılan açıklamalar, müdahaleler, kardeşçe, karşılıklı ve saygıya dayalı ilişkilerin devamını sağlayan değil, bunları sekteye uğratan niteliktedir.

Sayın Küçük Türkiye’yi seviyor da biz sevmiyor muyuz?

Sayın Küçük istikrar demektir de biz istikrarsızlık mı yaratacağız?

Sayın Küçük vatanseverdir, muteberdir de biz hain miyiz?

Niye UBP adayları arasında ayırım yapılıyor?

Yoksa başka hedefler mi var?

Yoksa bizim yapamayacağımız, evet diyemeyeceğimiz gizli bir takım planlar, hedefler mi var?

Artık bunları konuşmanın, tartışmanın zamanı gelmiştir”.

Sayın Kâşif’e bu duruş ve düşüncelerinden dolayı saygı duyuyorum.

Bu soruların muhatabı bizzat Ankara hükümetinin yetkilileridir.

Ve verilmesi gereken cevapları sadece Ahmet Kâşif değil bu ülkede yaşayan herkes merak etmektedir.

Bu yaşananlar Sayın Başbakanın söylediği gibi sıradan ziyaretler değildir.

Bunları seslendirip, eleştirmek Türkiye’ye saygısızlık da değildir.

Bu tür müdahaleleri istemek, yapılmasını sağlamak Türkiye ile kuzey Kıbrıs halkının arasını açmaktan başka bir amaca hizmet etmez.

Bunlar benim düşüncelerim.

 Bu birkaç günde en çok duyduğum iki cümle aynen şöyle;

“Artık su ve elektrik de gelecek. Türkiye bir de Vali yollasın, her şeyin daha iyi olacağı kesin”.

Ve ülkenin bu günkü durumunun 1974 öncesinden kötü olduğunu söyleyen bir sigorta emeklisinin söylediği;

“Ah Popaz Makarios zamanın da durmadın rahat. Al sana Kıbrıs.”

 Evet, istikrar diye diye yarattığınız ortam bu. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31