“ENSESİNDEN TUTULMUŞ BİR KEDİ” MİSALİ!..

Anayasasına, “ırk”a referans eden “asimilastyonist” bir ideoloji hakim kılınmışken;

“İnsan”a ilişkin tüm kavramlar dejenere edilip, tüm insani değerler birtakım “uyduruk” ve sözde "kutsal"lara feda edilmişken;

Hem devlet hem de insanlar çaresizlik içinde bırakılıp borçlandırılarak, “ensesinden tutulmuş bir kedi” misali etkisizleştirilirken;

 

Bİ’AT POLİTİKASI!..

Dünya ile siyasi, ekonomik, kültürel ve neredeyse tüm bağları kopartılıp, kendilerinin önerdiği yollar yürünmez ve istenenler yapılmazsa “herşey daha kötü olur” ve “musluktan su akmaz”  tehdit ve şantajlarının yarattığı girdabın içinde, toplumsal değerleri ve kamusal malları bir bir peşkeş çekilirken;

Ağasına, şeyhine, şıhına, parti liderine bi’at eden, tek tip insan yetiştirmek amacı ile yürütülen toplumsal projeler ve sanki de gütmek istedikleri “emir yumurcakları” üretmek amacıyla "al bunu ille de sev" dercesine yeni ve bağnaz bir din hüviyeti, toplumun başına bir namlu gibi dayandırılmışken;

 

YOK ETME HAREKATI!..

Yüzlerce yıllık kültürel birikimi ve kendine özgün kimliği "öteki" olarak algılanıp, eşi olmayan bir inkâr ve asimilasyon politikasıyla, sistematik bir yok etme harekâtına tabii tutulmuşken;

Ülkede her türlü rüşvet, karşılıklı çıkar ilişkileri, “gemisini kurtaran kaptandır” zihniyeti, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışı, toplumsal değerlerin yok edilmesi karşısında seyirci kalınır ve her türlü bireyselcilik toplumsallaşırken;

 

TEDAVÜLDEN KALDIRILAN İNSANİ DEĞERLER!..

Doğayı yok eden faaliyetlere, kültürel dokuyu talan edenlere ve yaşam alanlarını yok etmek isteyen “hormonlanmış” sermayeli iş çevrelerinin haksız ve adaletsiz girişimlerine çeşitli   kılıflar uydurulmuşken;

İnsanlık tedavülden kalkmış, kendi çocuklarını uyuşturucuyla, kumarla, köle gibi sattıkları kadınlarla zehirleyenlere karşı koruyamaz durumdayken dahi; birçok sivil toplum örgütleri yeri geldiğinde güçlünün yanında durup orada yiğitleşebiliyorsa!;

Ve bir toplumun çoğunluğu sindiği köşelerden ancak ardına gizlenebilecek bir sırt bulduğunda çıkabiliyorsa!;

 

HİÇ!..

Bahse konu olan toplumun ve o ülkenin en statükocu kesimi, aslında ne salt herhangi bir devlet kurumu ne de ağırlıkla siyasi bir adres olur...

Tüm bu yaşananların başat sorumlusu kesinlikle doğrudur ki, karşı karşıya ve hatta iç içe olduğumuz sonuçları doğuran başlangıçları ve süreçleri planlayarak bu sürdürülemez ve kabul edilemez sonuçları üreten ve bugün dahi her türlü dalavere ve yalan politikalara devam eden, erki elinde bulunduran iktidar blokudur...

Ancak tüm bu olumsuzlukların gözle görülür doğruluğuna rağmen, halkın her geçen gün daha da ezilmesine, asimile edilmesine baş kaldırmayan, on yıllardır denenmesine ve yarattıkları sonuçların vahimliği görülmesine karşın, hala daha iktidar blokunun ülkedeki taşeronlarının yalan vaadlerine inanıp onların bireysel ve zümresel vaadlerine  yeniden ve yeniden kanarak, toplumsal, sosyal ve ekonomik değişimin gerçekleşmesinin önünü tıkayan, ya da en azından değişimler için gereken minimum zorlamaları dahi yeterince yapmayan,  o ülkenin en statükocu kesimi, üzülerek yazıyorum canım kardeşlerim ama, hepimiz oluyoruz, toplumumuz oluyor;  toplumun ta kendisi oluyor ne yazık ki!

 

ÖZGÜRLÜK

 

Statüko bu şekliyle tüm toplumu etkisi altına almışken, özgürlüğün önemi ve özgürlük mücadelesi ile ilgili Rigas Valestinlis Thourios tarafından,  1797  Savaş Türküleri adlı eserde yazılan aşağıdaki dizeler, içerisinden geçtiğimiz süreçlerde bizler için gerçekten de oldukça önemli ve anlamlıdır:  

 “Ey yiğit insanlar,

daha ne kadar taştan kovuklarda tek başımıza,

dağ sırtlarındaki arslanlar gibi yaşayacağız?

 Zavallı köleliğimizden ötürü dünyadan kaçarak;

kardeşlerimizi, ana ve babalarımızı, yurdumuzu,

arkadaşlarımızı ve bütün yakınlarımızı bırakarak

 saklandığımız mağaralardan dışarı bakarak mı yaşayacağız?

Oysa bir saatlik özgürlük kırk yıllık köleliğe yeğdir!”

 

İHTİYAÇ...

 

Bitirirken, Antonio Gramsci’nin aşağıdaki sözlerini hatırlatarak, toplumumuzun her bireyinin ne denli önemli olduğunu, statükoyu başımızdan ve içimizden atmak için silkinmemiz, aklımızı kullanmamız, gücümüzü toparlamamız ve coşkumuzu harekete geçirmemiz gerektiğini önemle vurgulamak doğru olur kanaatindeyim:

 

“Kendinizi eğitin, çünkü aklınıza ihtiyacımız olacak .

Örgütlenin, çünkü tüm gücünüze ihtiyacımız olacak.

Harekete geçin, çünkü coşkunuza ihtiyacımız olacak."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31