Kıyı ne kadar pürüzlü olursa olsun deniz  kıyıya aynı hassasiyetle dokunur…

Ve deniz ne kadar hırçın olursa olsun kıyıya dokundu mu hırçınlığı biter.

                                                                ***

Kapıların açılmasından hemen sonra gittiğim Baf’ta 1967-74 arasında yaşadığım barakaları gezerken, komşu evin bahçesindeki su hortumunu gördüm.

Hortum bahçede ve çeşmeye takılıydı.

-Biz, dedim yanımda duran kızıma,” çeşmelerden su içerdik burada yaşarken. İçtiğimiz su belki de dünyanın en güzel suyudur”.

Çeşmeden hiç su içmeyen kızım, anlamsızca yüzüme baktı…

Ev sahibine, - ki kuzeyden göç etmiş gurbetlerden birisiydi- “içebilir miyiz ? diye sordum, “Ma sorma ister olân” dedi…

Güneşten ısınmış olsa da su bildiğim su idi…

Ne tadı değişti bizim zamanımızdan, ne de lezzeti…

İçilebiliyordu hala o çeşme suyu.

Trodos’lardan geliyordu büyük ihtimalle.

Hem insana, hem doğaya saygıdan ötürüydü ki o su, hala bildiğimiz suydu…

Gittiğim Fethiye’de arkadaşım gururlanarak, “Biz çeşmeden su içebiliyoruz” demişti.

Bakıldığında çepeçevre ormanlarla çevrili Akdeniz kasabası Fethiye, hem Kıbrıs gibiydi hem de farklı olarak sular içinde boğulmuş bir kent.

İnsan kendi ülkesine bakıp, aynı coğrafyada doğal kaynaklar açısından bu kadar farklılığın olabileceğine şaşırıyor.

Ancak doğa da bir yere kadar dengeli olabilir…

“Dört fil bir vosvosa nasıl sığar?” …

“İki öne iki de arkaya”…

Sığar mı?

Diyelim sığar, o vosvos yerinden kalkar mı?

Diyelim kalkar o vosvostan hayır gelir mi?

Doğaya aykırıdır bu.

Sığdıramazsınız.

Kıbrıs’ın kuzeyinde kanser vakaları almış başını gidiyor.

Trafik kazaları da öyle.

Ve maddi imkansızlıklar…

Tanınmamışlın getirdiği sıkıntılar.

Ve iradesizlik.

Pısırıklık.

Sindirilmişlik.

Ne sayarsanız sayın, hepsi Kıbrıs’ın kuzeyinde.

Çünkü şişirilmiş bir yapı oluşturuldu .

Kamyonlar içme suyu diye bidon didon su taşıyorlar kentten kente.

Çünkü çeşmelerden temiz su akmıyor, Baf gibi.

Ne değişti de güneydeki çeşmelerden hala su içilebiliyorken, Girne’nin suları da yolları kadar kirlenmiş.

Çünkü yollar ve sokaklar, tarlalar ve bahçeler.

Her tarafta bunun cevabını görebilirsiniz.

Kontrolsüz nüfus artışı ve kontrolü bizde olmayan idari yapı.

Birkaç gün önce Tatar açıklıyordu, “Kendi paramızı basamadığımız için ekonomide ve ödemelerde zorlanmamız normal sayılmalı” …

O da biliyor bu yapının doğal olmadığını..

En erken zamanda polisi sivilleştirmeliyiz diyen Küçük de…

Aynı zamanda Türkiye’den boruyla adaya getirilecek su için asrın projesi diye yutturulmuş Küçük, gururla bu projenin ne kadar iyi bir yatırım olduğunu anlatıyordu inanarak.

Oysa ki doğa Kıbrıs’a nüfusuna yetecek kadar yağmuru hiç esirgemedi.

Değişen sadece arttırılan nüfus…

Boruya ihtiyaç da ondan.

 

Günün Karikatürü:

1.20120113102507.jpg

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31