Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi’nden yayılan bir haber üzerine “Su ve enerji “konusuna öncelik vermek istedim. Oysa yığınla konu bizleri beklemekte... Bir dost telefon etti,”Niye Cenevre konusuna öncelik vermiyorsun?” diye sordu. Her yazar bu konuyu işliyor. Ben de Merkel dolayısıyla bu konuya eğildim. Bir başkası “Emeklilerin hak kaybı sonlandı. Niye bu konuya değinmiyorsun?” dedi. Basit. Anayasamızı o kadar “Katı “yaptık ki, kişi hak ve özgürlüklerini Hükümetler bile aşamaz. Anayasa ve Yasalar çiğnendikçe sektirmeden Anayasa Mahkemesine gidersek,haklarımız pas pas yapılamaz. Emeklilikten vergi kesilmeyeceği açık ve kesindi.

Bunu vatan ,millet Sakarya nutukları ile yapmak olası değildi. Nitekim “Yanlış Bağdat’tan değil Anayasa Mahkemsi'nden döndü. Kaldı ki politikacılar emeklilerin maaşlarını kesip atar ve vergilendirirken, kendi maaşlarını ve de önemli bölümünü de “Ödenek” diye vergiden muaf” işlemine tabi tutarken emekliden yüksek oranda vergi kesmek adaletsizlikti. Bakan veya milletvekilinden ayda 250 lira vergi keserek vergi keserek göstermelik davranış sergilemek anlamsızdı.

Türkiye’de bunun varlığı veya yokluğu KKTC’de de bunun aynı olacağı anlamına gelmez. Aslolan Türkiye’de de emekli maaşından vergi kesmemektir. Asgari Ücretten vergi alınmaması yine KKTC’de başlamıştı. Sonra Türkiye’de de uygulandı. Türkiye’de de, KKTC’de de etrafa bakılırsa kimin yüksek vergi vermesi gerektiği bilinmektedir. Yeminli muhasipler devlete işlerlerse iş kolaylaşır. Devletten yüksek kârlı ihaleler alanlardan kesilmesi gereken vergi miktarı kıyaslanırsa,tüm emeklilerden haksız kesilen vergileri dokuz katlar...Bu karara imza basanları gönülden kutlarım. Anayasa varsa,KKTC bağımsızsa, kararlarını da buna göre alacaktır. Politik makamda sıkıntıda olanlar yeni kaynak,yeni iş,yeni ufuk yaratmak zorundadırlar.Değilse erken seçime gider,herkes eteklerindekini döker, yapabileceğinin sözünü verir. Yapamayacaklarının değil...Halk  hakem olur.

SU VE ENERJİ

Benim seçtiğim günün konusuna geliyorum. Dün UKU’den bir haber yayıldı demiştim. İşte o haber:
“Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (UKÜ) Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Rana Kıdak’ın yürüttüğü “Yüzey ve yeraltı sularında organik ve mikrobiyolojik kirlilik taraması ve UV ışınının kullanımına dayalı yöntemlerle arıtma çalışmaları” konulu proje çalışmalarına başlandı.

UKÜ’den yapılan açıklamaya göre, projede, her geçen gün artan su ihtiyacı ve mevcut suların hızla kirlenmesi konularının yanı sıra özellikle Kuzey Kıbrıs gibi su kıtlığı çeken ülkelerde mevcut suların korunmasının önemi üzerinde duruluyor”.
Ben ortaya konanları ayırdım. İşte o sıralama:

1.KKTC’de  yeraltı ve yüzeysel suların kontrolsüz kullanımı ve tarım gibi faaliyetler sonucunda sularda kirlilik yaşanmaktadır.

2.Son yıllarda ileri oksidasyon teknolojileri olarak adlandırılan yeni yöntemlerin dikkat çekmekte olduğu ve bunun biyolojik olarak dirençli organik kirleticilerin gideriminde önemli bir alternatif oluşturduğu hatırlatıldı.

3.“UKÜ Enstrümantal Analiz Laboratuvarı’nda kurulan pilot reaktörde bilimsel veriler elde edilerek, gerçek ölçekli uygulamanın yolu açılacak,deneyler sonunda elde edilen verilerle organik ve mikrobiyolojik kirlenme konusunda KKTC’de kapsamlı bir çalışma gerçekleştirilmiş olacaktır.

4.Dr.Rana Kıdak ayrıca, Kuzey Kıbrıs’ın gelişmiş ülkeler seviyesine çıkması açısından çevre koruma konusunda yapılan bu çalışmaların bilimsel yayın olarak da yayımlanarak ülkenin adının uluslararası platformda duyulmasına katkı sağlayacağını vurguladı.

Şimdi KKTC içinde kalınan bu çalışmaya ek yapmak istiyorum. Türkiye’den borularla su taşınması konusundaki çalışmanın  içinde bulunduğumdan hayli belgeye sahibim. O gün “Önce KKTC’de varolan suyumuzu kullanalım,sonra günü geldiğinde Türkiye’den taşırız” denmişti.(Anımsıyorum Makarios da Birleşmiş Milletler Uzmanının 1961 yılında Türkiye’den borularla su taşınması önerisine aynı gerekçelerle karşı çıkmıştı.)

O zaman yani 30 yıl önce KKTC’de Hükümette ufku geniş insanlara rastlamış olunsaydı, bugün Manavgat suyunu kullanır olacaktık. Gazimağusa Limanı'ndan  tanker gemilerle de aynı su Israil’e satılacaktı. Maliyet 450 milyon dolardı ve İsrail bu finansmanı sağlamıştı. Lefkoşa-Ankara ve Telaviv’de ciddi çalışma ve görüşmeler oldu ama Lefkoşa’da KKTC’de dümenin başında olanlar bu projeye inanmadıkları için bugün hâlâ “Su su” diye haykırmaktayız.
30 yıl önce gerçekleşecek proje ne acı ki şimdi canlandırılmış durumda.Dua edelim de iptal olmasın.
                    
ENERJİ

Su derken arkasından enerji gelmezse eksiklik olur diye düşünüyorum. Ajanslar geçen gün güneş enerjisi ile çalışan küçük kapasiteli jeneratör tipli aygıtlardan söz ettiler. Arabalarda elektrik kullanılacağı için garajın damında paneller güneş enerjisini toplayacak,evin gereksinimini karşılarken,elektrikli arabanızı da şarj edecek. Buna bilgisayarla  haberleşme, konuşmayı da eklerseniz tablo ortaya çıkar.

KKTC’de biz hâlâ démodé elektrik üretimi ile zaman ve para harcıyoruz. Yazık değil mi? Niye iki adet 50 MW’lık Solar Santral ihale etmiyoruz.Parasını da ihaleyi alan firma sağlasın. Olmaz mı? Yetkililerle konuşursunuz;masal dinlersiniz. Suda, Havacılıkta, haberleşmede olduğu gibi…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31