Bir kitap tanıtım etkinliğinde, ismini vermeme gerek yok, yıllardır göremediğim o sınıf arkadaşımla karşılaştım. İstanbul’daki tıp öğreniminden sonra Almanya’ya giderek emekliliğine dek orada çalışmış. Mesleğindeki başarısıyla oralarda hayli ün de yapmış. “İstanbul’da tıbbiyeden mezun oldukta sonra Türkiye’de ya da Kıbrıs’ta görev almak için çok uğraştım. İş vermediler bana. Mecburen Almanya’ya göçtüm. Diplomam sayesinde derhal iş buldum ve Almanya hastanelerinde çalışmaya başladım” diye yaşam serüvenini kısaca anlattıktan sonra yüzünde beliren acı tebessümle şunları ekliyor:
   
“Düşünebiliyor musun; benim uzman bir hekim olarak yetişebilmem için gerek Anavatan Türkiye, gerekse benim ülkem en az 500 bin TL’lik harcama yaptı. Sonra yetişmemde tek kuruşluk katkısı olmayan Almanya beni alıyor ve kendi sağlık servislerinde, kendi vatandaşlarına hizmet vermek üzere istihdam ediyor. Bu bedelsiz beyin ithalinden başka nedir ki?.. Yetişmemizin pahalı bedelini bizim ülkemiz ödüyor ama bizden yaşamımız boyu yararlanan zengin ülkeler oluyor.”
  
İhraç etmekte olduğumuz beyinlerin üzerimize çıkan ağır faturası bundan daha net anlatılabilir mi?..
  
Zaten bu acı yaşanmışlığının burukluğu içinde olan dostuma soruyorum: “Emekli olduğuna göre şimdi geriye dönüp ülkene yerleşecek misin?..”
  
Yüzündeki tebessüm daha bir acılaşarak yanıt veriyor bana:
   
“Sevgili ülkeme sık sık gelip gidiyorum. Ama Avrupa’daki düzenli sisteme alışmışım yıllar boyu. Şimdi bu yaşımda artık yaşamımı buraya taşırsam nasıl mutlu olabilirim?..”
      *      *      *
  
Aslında sorunları çok kolay çözülebilen şu minicik ülkemizde sürdürülemeyen bir düzen yarattığımızı ve bu yoz düzenin içinde hepimizin çürümekte olduğunu bir kez daha ta derinden esefle duyumsuyorum dostumun bu dürüst yanıtı karşısında.
  
İhraç etmekte olduğumuz parlak beyinler bu yoz düzene neden dönsünler ki?..
  
Değer bilmezliğin sillesini her an üzerlerinde duymak için mi?..
  
Bal yapmaz arılar gibi didişen politikacılarımızın yarattığı karamsar ve umutsuz atmosfere teslim olmak için mi?..
  
Gittikçe büyüyen çevre sorunlarının ortasında fiziksel ve ruhsal olarak sakatlanmak için mi?
  
Sistemsizliği sistem eyleyen çarpık anlayışlar karşısında çıldırmak için mi?..
  
Sık sık kesilen elektrikle, susan ve bağlanmayan telefonlarla, çöken internet ağlarıyla, bürokrasinin hantallığıyla, bitip tükenmeyen grevler ve eylemlerle  günlük yaşamlarını  karabasana dönüştürmek için mi?..
  
Trafik anarşisinin potansiyel kurbanlarından birine dönüşmek için mi?..
  
Sağlığını sağlıksız sağlık düzenine emanet etmek için mi?..
  
Yerlerde sürünen bir eğitimin vaat ettiği nesillere bakarak dehşete düşmek için mi?..
      *       *       * 
  
Say sayabildiğin kadar…
  
Batı kültürünün uygar ve huzurlu yaşam biçimiyle donanmış insanlarımızın aramıza geri dönmelerini engelleyen daha o kadar çok yerel nedenimiz var ki…
  
Bizden uzakta, ama bulundukları uygar yerlerde yine ruhen bizimle birlikte yaşayan bu insanlarımıza hak vermemek elde değil…
  
Gelip de ülkelerinin mutsuzluklarına bir çare bulabileceklerine inansalar koşarak dönecekler aramıza. Buna eminim… Ama kronikleşen yoz düzenimiz onlara bu fırsatı da vermiyor. Bu yoz düzen “ben ıslahat istemiyorum” diye haykırıyor.
  
Ülkemizin şu hepimizi çürütmekte olan yoz düzeni halinden memnundur. Bu hali değiştirmeye kalkışan idealist aydınlar yine bu yoz düzenin oluşturduğu aşılmaz granit duvarlara çarpıp parçalanma riskiyle karşı karşıyadır… Sürdürülemez bir düzeni sürdürmenin mahkumlarıyız… Tanrım bu ne biçim bir kader!..

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi      

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31