“Çok gezen mi bilir okuyan mı?”

Müsameredeki soru buydu…

İki gruptuk.

Sahneye çıktık.

Bir onlar konuştu, bir biz.

Heyecanlıydı yarışma.

İki taraf da haklıydı.

İki taraf da beyaza beyaz diyordu ama beyazın beyaz olduğuna kimse ikna olmuyordu.

Yarışma bittiğinde kim kazanmıştı diye sormayın.

Çok da önemli değildi zaten.

Çok okuyan bilir diyen bizim grup, kaybetmişti…

Sonra karşı grup ile el ele tutuştuk, yürüdük gittik.

Zaman geçti.

Yıllar eridi.

Yaş geldi ve kemâle erdi mi demeli yoksa finale mi geldik bilemedim.

Ama yaş bir yerlere vardı.

Hala o sorunun cevabını bulmadım.

Ancak ortada bir gerçek varsa ki var…

Kokuyu hiçbir kitap yazmıyor.

Hiçbir dergide ağacın gövdesinden süzülen isyan sıvısını göremezsiniz.

Eşelenmiş toprağın can çekişini bilemezsiniz.

Hele kurutulmaya çalışılan gölleri hiç anlayamazsınız.

“Islah” dedi yandaş gazete…

İstanbul’da döküm alanı kalmamış, hazır maden ocaklarından kalan çukurları dolduralım, ağaç ekelim dediler.

Herkes onları alkışladı.

Bilmiyordum gerçek ne kadar anlatıldığı gibi.

Hafta sonu tesadüfen yolum Bolluca, İmrahor’a düştü.

Eskiden çok giderdim…

Canım sıkıldığında mandaları yollarda dolaşan Işıklar Köyü’ne uğrardım.

Yolu ormandı.

Güneşi göremezdim çoğu zaman.

Doğal suyundan içer, köy ürünlerinden alır, dönerdim.

İstanbul’un kalabalığından, kaosundan kaçma yerlerimdi oraları.

Dün de ne durumda dedim, gittim.

Köy yolundan orman olduğunu bildiğim yerlere ilerledim.

Toprak yola çıktım.

Uyarı tabelası yoktu.

Girdim.

Tepeydi.

Aşağıda onlarca hafriyat kamyonu vardı.

Karıncalar gibiydiler.

İleride otoyolu gördüm.

Karşıdan gelen araçtakilere, otoyola nasıl giderim, diye soracaktım.

Durdular.

Biri özel güvenlik üniformasıylaydı, diğerleri şort, atlet…

“Yasak, fotoğraf çekemezsin, derhal burayı terk edin” dediler.

“Dur bakalım” dedim “giriş yasak tabelası yok, nereden bilebilirdim?”

“Hem nedir bu olay” dedim, aşağısını gösterdim.

Dolduruyorlarmış.

Göletleri dolduracaklar.

 Biraz tartıştık.

Köye girdim, köyün bakkalına sordum…

“Ne iş?”

“Abi” dedi “o göletlerden kolum kadar balık çıkartırdım. Her yer ormandı... Ne orman bıraktılar, ne gölet, ne de temiz çevre…”

Zavallı Beşparmak Dağları’m dedim…

Ama içimden…

Kendi dokusuna saygı duymayanlardan nasıl paçayı kurtaracaksın?

Okumak önemli ama gezersen daha iyi anlarsın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31