Biraz da gündeme dalalım diyerek, dün gazete başlıklarını bir tarayayım dedim… 

“Liderler görüştü ama anlaşamadı”, “BM Yetkilisi başkanı ziyaret etti…”, “filanca sendika, kadroların ve terfilerin açılmamasına tepki gösterdi…”, 

“Tüketiciler birliği, pahalılıktan şikâyetçi”, “üniversite mezunu gençler, işsizlikten bunalıyor”, “ gençlik göç yollarında…”

Kendimi, zaman tünelinde hissettim… 

Örneğin işsiz üniversitelilerin isyanı ile ilgili ilk reaksiyonları hatırladığım zaman, 1970’lerde, başını sonradan CTP genel sekreteri olan Naci Talât’ın çektiği girişimlerdir. 

Kendimin hatırlamadığım ama okuduğum, 1962’de de başını İbrahim İlkman’ın çektiği, “işsiz üniversite mezunları” hareketini de biliyorum. 

“Kadroların ve terfilerin açılmaması” meselesini de 1968’lerde Turgut Afşaroğlu, Arif H. Tahsin gibi bugün de bilinen isimlerin başını çektiği İlkokul Öğretmenler Sendikası’nın mücadele konularından biriydi! 

Açın 1968’in ve hatta 1962’nin gazetelerini, aynı başlıklarda haberler, makaleler okursunuz! Rahmetli İsmet Kotak’ı ben, orta okulda okurken, Bozkurt gazetesindeki bu doğrultudaki köşe yazılarından tanıdım örneğin! 

Elli yıldan fazla bir zaman süresince, bir toplumun gazete başlıklarının değişmemesi, sağlıklı bir durum değildir! 

Çünkü tarih sarmal bir yürüyüşle, ileri doğru yürümek demektir. Stabilize olur, donar, elli yılı aynı başlıklarla geçirirseniz, bu aynı yerde durduğunuz anlamına gelmez!

Düşünün ki biz ilk defa “işsiz üniversiteliler” meselesini konu ettiğimizde, daha Amerika Vietnam’a müdahale etmemişti… 

Afrika’nın yarısı, henüz sömürgeydi! 

Che ile Fidel, Havana’ya gireli daha bir yıl geçmişti… 

Dünya henüz, Liverpool’lu dört gençten habersizdi, Beatles daha yoktu… 

Sovyetler’in Macaristan’ı dağıtmasının üstünden daha altı yıl geçmiş, Prag Baharı henüz yaşanmamıştı. 

Ne Beatnik’ler vardı o zamanlar ne de Hippy’ler…  

Golan Tepeleri henüz Suriye’nin, Gazze Koridoru Mısır’ın, Batı Şeria Ürdün’ün topraklarıydı. 

Sean Connery, Ian Fleming’in hikâyesinden, sinemanın en çok izlenen karakteri James Bond’u daha yaratmamıştı… 

Daha Kaddafi’nin eşgermesine yedi yıl vardı ama Cemal Abdülnasır, çiçeği burnunda bir liderdi… 

Mısır, Suriye ve Irak, güya Birleşik Arap Cumhuriyeti olmaya çalışıyorlardı… 

Mick Jagger’in Kanada başbakanı Tredeu’nun karısını kaçırması gibi bir “fecaat”ı, insanlar henüz hayal bile edemiyorlardı.

Biz o gün de bu “işsiz üniversiteliler” meselesi ile uğraşıyor, “kadro ve terfilerden” ileniyor, gelen giden diplomatlara kendimizi anlatmaya çalışıyor, “toplumlararası görüşmeler yapıp anlaşamıyor”duk; bu gün de… 

İsimleri değişip, 1962 tarihli gazeteleri okuyun, yarınki manşeti bulursunuz…

M.Ali Talât’ı tenzih ederim, belki halkımız değil ama içinde yaşadığımız durum; gerçekten de “marazi”! Tarihte böyle elli yıl donan bir toplum var mı? Bilemiyorum…

Zaman tünelinde miyiz? 

Bir gün sabah kalkıp, kendimizi Timur’a karşı yürüyen, Bayezit ordusunun saflarında da mı bulacağız? 

Vallahi ben, atımı Tuna kıyılarında sulamak isterim… 

Olacaksa, öyle heybetli olsun yâni… 

Kafaya huniyi giyeceksek, havamız da olsun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5