Burda olanlar da ilginç ama Türkiye’de olanlara bakar mısınız?

Bir tarafta, tamam Taksim Meydanı tarafı var… Bana onlar sempatik geliyorlar… Kendi delikanlılığımda o meydanda yaptığımız mitingleri hatırlıyorum… Ama karşısında da İstanbul tarihinin en büyük kitle gösterisi yapıldı! Kazlıçeşme’de toplanan kitle milyonun çok üstünde idi… Evet, oradakiler, AKP sempatizanları idiler ama yayınlanan anketlerdei Taksim’dekilerin de CHP taraftarları olduğu, çok açık meydana çıktı… O da “halk”! Bu da…

Bu, anlaşılması gereken bir durum… Çünkü artık alenen meydanda olan bölünme, kemikleşirse, bundan yarar görecek bir taraf olduğunu düşünmüyorum.

Şu, meydanda: Türkiye halkının, (isterseniz halkları diyelim) iki yüzü var: Biri, daha batı tarzında yaşamayı isteyen, kadınlarının başı açık, erkekleri alkolü günah saymayan, daha iyi eğitilmiş olan taraf… Diğeri daha geleneksel yaşamayı arzulayan, daha mütedeyyin, kadınları başörtüsünü bir sembol olarak kullanan, dinsel pratiği daha çok önemseyen taraf… Anlaşılıyor ki bınlar daha çok ve birleşik! AKP sayesinde… Karşı taraf daha az ve dağınık! Atatürk ve bayrak etrafında birleşmeye çalışıyorlar ama milliyetçiliği de tekellerine alabilmiş değiller! Dolayısıyla, her seçimi kaybediyorlar…

Bu iki “taraf”, yeni ortaya çıkmış değil… Ta Meşrutiyet’ten, belki de Tanzimat’tan beri varlar… Dinsel motifleri benimseme veya Fransız İhtilâli’nin Aydınlanma Düşünürlerinden devraldığı Laisizm’i öne çıkarma konusundaki ayrılık, başlangıçta taraflar arasındaki bir farklılık değildi. İttihatçı’ların sonradan “vatan şairi” dedikleri Namık Kemal, “vatan” denilince, “Hz. Ömer zamanında İslam’a ait olan topraklar” derdi, örneğin; karşı tarafın sembolü olan Prens Sabahattin ise laikti!  Asıl fark, sonradan İttihatçılık’ta buluşan tarafın, her konudaki “Merkeziyet”çi ve devletçi ekonomi taraftarı görüşlerine karşın, ötekilerin “adem-i merkeziyetçi” yani yerinden yönetim taraftarı, ekonomide de liberal görüşler benimsemiş olmalarıydı… Yoksa Damat Ferit Paşa’nın bile öğle yemeğinde su katılmış konyak içtiğini yazar, Refik Halit! Üzerinde hiç tartışılamayacak nokta ise her iki tarafın da ana gayesinin, “imparatorluğu korumak ve kollamak” olduğudur… Ulus Devlet’e sanırım sadece Mustafa Kemal inanıyordu… O çağda imparatorluk olarak kalabilmenin olanaksız olduğunu düşünüyordu o…

1913 seçimleri, kırılma noktasıdır! İttihat ve Terakki kazandı… Ve 2002’ye kadar da bir daha gitmedi… Savaşı kaybetme felâketine uğradığından, kadrosu 1918’de Müdafaai Hukuk Cemiyetleri’ne dönüştü. Onlar da Erzurum Kongresi’nde başkanlığa Mustafa Kemal Paşa’yı seçtiler. CHP’nin “Birinci Kongresi” yoktur, biliyor musunuz? Sıvas Kongresi’dir, CHP’nin birinci kongresi!

Demem o ki bir taraf, doğrudan doğruya taa o eski “merkeziyetçi” geleneğin devamıdır. Örgütsel süreklilik de içerir bu devamlılık hali… Katı “laisizm” de… Bu açıdan bakınca, görürsünüz ki DP de ittihatçı geleneğin devamı idi… MHP de öyledir… TKP de…

BU çizgiyi ilk zorlayan, Özal oldu… Bir tarafta Erbakan’ın Milli Görüş dediği şey duruyordu ama etkinliği, her şeyi dine bağladığı için, mümkün değildi. Özal da “dört eğilim” diyerek, İttihatçı gelenek ile karşıtlarının bir karışımını ileri sürdü. Başarılı da oldu ama kısa süre için…

Karşı tarafta AKP ve Recep Tayyip Erdoğan ise tam anlamı ile “ötekidir!” Başlangıçta Erbakan’ın varisi gibi algılanmış dahi olsa, şimdi on yıllık hükümetten sonra bakınca, Hürriyet ve İtilaf’ın, Prens Sabahattin’ci görüşlerinin takipçisi olduğu manzarasını çiziyor!

Toplumun yarısı birinin peşinde, yarısı ise ötekinin… Bu anlaşılmalıdır…

Elbette ben ilk gelenekten yanayım ama toplumun yarısını anlamadan, ilerlemek de mümkün değil… Kökenlerini tarihin bu kadar derinlerinden alan bu ayrışmanın aşılmasını, şimdi ortaya çıkmakta olan Türk Modernleşmesi başaracaktır…

Gönlüm daha çok acı çekilmeden olmasını diliyor…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31