Dünkü yazımı,” Bugünkü durum tam tersi olsaydı yani kuzeye değil de güneye göç etmiş olsaydı Kıbrıslıtürkler, nasıl olurdu?” diye sorup daha sonra beraber düşünelim demiştim.

Düşünelim.

Hakkı Atun itiraflarının bir yerinde, “Baflıları en son getirelim, çünkü onlar munistir” demişti.

Munis; halim-salim, ağızsız, hoşgörülü, ılımlı, mülayim, itaatkar, yumuşak başlı demek…

Kısaca boynuna ipi geçir, istediğin yere çek götür, istediğin yükü sırtına koy, ağzını açmaz.

Oysa ki biz başka türlü biliriz Baflıları.

Herkes de başka bilir.

En ücra köşede olduğumuzdan mı…

İtilmişliğimizden mi.

Seçilmişliğimizden mi…

Bakmayın siz Kasaba’nın denize sıfır olmasına.

Baf sadece orası değil ki..

Geçilmesi zor dağları, yamaçları vardır oranın.

Ve Baflı zoru sever.

Hakkını da yedirmez.

Şimdilik bu kadarı yeter deyip konuya dönelim.

Denktaş:Kıbrıs’ın bağımsızlığını korumak, bozulan düzeni yeniden sağlamak için Türk ordusu adanın her tarafından çıkartma başlatmıştır, gazamız mübarek olsun, diye anons ettiğinde pencerelerden fırlayıp denize bakmıştık, 1974’ün sıcağında.

Ki gemileri görelim.

Karaya ayak basan askerlere el sallayalım.

Ne bir asker vardı çıkan, ne de denizin dalga sesinden başka bir ses.

Çıt yoktu.

 “Bu tamamen sınırlı bir polis harekatıdır” diyordu devamında konuşmasının, Denktaş…

Biz sokaklardan denize bakıyor, polisler birazdan gelir diye bekliyorduk ısrarla.

Ne gelen vardı, ne de çıkan.

Hikayenin işgale varan sonunu biliyoruz, tekrar yazmama gerek yok.

Ama olsaydı…

Yani asker Girne değil Baf’a çıksaydı…

Mağusa’ya değil, Larnaka’ya doğru ilerleseydi, sınır için.

Ve sınır(!) Baf-Larnaka arasına çekilseydi..

Biz merkez olsaydık.

Komşularımız, sokaklarımız, arkadaşlarımız değişmeseydi…

Alışkanlıklarımız, yaşam biçimimiz…

Kahvehanelerimizin bile yerleri değişmeseydi.

Kısaca savaş bittiğinde savaşı kolayca unutabilseydik…

Ve sıraya koysaydık kuzeyden güneye “göç” edecek Kıbrıslıtürkleri.

Onların bir kısmını, örneğin Lefkoşalıları “Munis” diye sonraya bıraksaydık.

Bir kısmını çadırlarda bekletirken, biz evlerimizde oturup kahve içseydik.

Ve Rumlardan kalan malların kaymağını  aramızda paylaşırken bir yandan da emirler gereği Türkiye’den gelecek yeni “vatandaşlara” hangi eşyası tam evleri vereceğimizin ayrıntılarını konuşsaydık.

Sonra da kuzeyden gelenlere, gerçek tapularına kafamıza göre değer biçip mümkünse denize yakın değil, daha çok dağların yamaçlarındaki köyleri uygun görseydik

Örneğin Mağusalıları yabancılık çekmesinler diye ikiye üçe bölüp Trodos eteklerindeki birkaç köye dağıtsaydık…

Sanırım bu senaryo kuzeyden göç edeceklerin hoşuna gitmeyecekti, güneyden kuzeye göç eden bizler gibi.

Kısaca…

Kötü niyet araya girerse aradakilerin huzuru kalmaz.

Keşke…

Ne o kötü niyetler aramızda olsaydı…

Ne de, ki bu daha önemli…bizi uyutamasalardı.

Ama bir kere uyuduk ve gördük…

 

Günün Karikatürü:

Bir helikoptercik...

1.20111216001751.jpg

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31