Londra’nın Kuzey’inde, Enfield ile Southgate bölgelerini birleştiren Trent Park, muhteşem bir dinlenme ve spor yeriydi...

Yemyeşil, dev ağaçları; hatta benim çok ilgimi çeken, sadece atları yedirmek için ekilmiş bakla tarlaları vardı... Pazar sabahları fırsat buldukça burada yürüyüşe giderdim...

Bir de yürüyüş yaptığımız grubumuz vardı... Özledim o yürüyüşleri... Ve ne acıdır her geçen gün umudu kestikçe bu ülkeden; 15 yıl yaşadığım Londra’dan buraya geri dönüşümü de ciddi ciddi sorgulamaya ve eleştirmeye başladım...

Bir gün bu parkta yürürken bir cüzdan bulmuştuk. İçindeki kimliklerden anlaşıldığı kadarıyla genç bir öğrenciye aitti. Yanlış hatırlamıyorsam bir kaç telefon numarası vardı; birini denediğimizde cüzdan sahibinin annesine ulaşmıştık. Götürüp iade etmiştik cüzdanı. İçinde bir kaç yüz Sterlin vardı sadece... Cüzdanı teslim alan kadın, “bu ülke ve dünya o kadar kirlendi ki artık sokağa çıkmıyordum; ama sizin gibi insanlar hala varsa, bu demektir ki, umut yitirilmemeli” gibisinden bir laf etmişti... O cüzdanı iade eden bir kaç kişi gururlanmıştık...

Bunları “vay efendim biz çok iyi insanız” demek için yazmadım... Ayrıca “iyi insan” olmak önemli değil ki; artık dünyada birilerine ait parayı bulup da iade edenlere “enayi” deniyor... Bizde “çifte enayi” derler her halde...

Geçenlerde bir bet ofis çalışanının otomobilinin damında unutup düşürdüğü parayı bulan ve iade eden kişi de beni heyecanlandırmıştı...

Neyse... Bu ülkeden ve dünyanın genelinden umudu kesmiş biriyim...

Bırakın yerde bulunan parayı; insanlar, hırsızlık yapmayı günlük yaşamın parçası haline getirdiler... Ülkemizde, rüşvet, hırsızlık, ihaleye fesat gibi “ahlaksız” olaylar ciddi artış gösteriyor...

Dürüst olmakla enayi olmak aynı seviyeye getirildi.

İşte bu kötü durumda; hükümetlere, devlete güvenin sarsıldığı karanlık ve umutsuz günlerde bir “kıvılcım” yeniden umutlanmaya yetiyor...

Dünyanın iki önemli dini olan İslam ve Hrıstiyanlık; bir elinizle yapacağınız yardımı,  öteki elinizden dahi gizlemeyi emreder...

Güzelyurt’ta sağlık sorunu olan beş aylık bir bebeğin dramını hep birlikte okuduk KIBRIS Gazetesi’nde... Aile zor durumda; hükümet lüks araba alımında... Olsun; delegeye ulaşabilmek için sağlam araç lazım; hak verdik!

Konu hükümeti eleştirmekle alakalı değil bugün...

Geçenlerde bir akrabam anlattı. Güzelyurt’ta Lefkoşalı, isminin baş harfi T. Olan bir genç bir eczaneye girmiş. 30 yaş altı... Hasta bebeğin ailesinin eczaneye borcunu öğrenmek istemiş. Eczacı, müşterilerinin borcunu söylemek istememiş. Borç sahibine telefon açılmış... T., bütün borcu ödeyip ayrılmış... Eczacı beni aradı... Bir kaç kuruş yardım yapıp da sayfalarca gazetelerde endam eylemek isteyenlerle bu genç arasındaki farkı anlattı... İsmini dahi zor söylemiş adam...

Başka iş yerlerine olan bazı borçları da ödemiş öğrendiğim kadarıyla... Kim olduğu önemli değil... İşin “magazin” kısmı o...

Ama umudumun tam sıfırlandığı günlerdi...

Aç insanlar gördüm; termometrenin 56 derece santigratı gösterdiği saatte, güneş altında domates toplayıp, bu domatesi satamayan gençlerle sohbet ettim...

Evine ekmek götüremeyen hayvancıların ağladığına şahit oldum.

İflas eden, borçtan mahvolmuş çiftçilerle söyleştim...

Kıbrıs sorunu sıfırlandı...

KKTC hükümeti komedi film! İzle izle gül! Hatta bilim kurgu! Çünkü uçanlar bile var!

Kısacası; umudu kesmişken tam; “ne güzel insanlarımız varmış” dedim ve bir şans daha verdim kendime.

Teşekkürler T.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31