Bayram değil, seyran değil, nerden aklıma geldi, bilmem…

Konu, iki tane albay!

Birincisi, Albay Arif! Bilinen adıyla Ayıcı Arif… İttihat Terakki’nin ünlü silahşorlarından! Balkan Dağları’nda dolaşırken ahbap edindiği ayı ile Meşrutiyet’te İstanbul’a inmiş! Namı bundan galat… Yanında ayı ile dolaşıyor! Mustafa Kemal’in sınıf arkadaşı… Yakın dostu! Kurtuluş Savaşı esnasında, bir tümene kumanda ediyor! Eskişehir-Kütahya Savaşı esnasında, tümeninin bazı alaylarını, kuzeye takviyeye gönderme emrini, sallayıp; bir gün sonra göndermeye kalkınca, açık kalan bölgeden ilerleyen Yunan kuvvetleri, az kalsın Eskişehir’i kuşatıp cephe karargâhını da esir alacaklardı! O çatışmalarda Türk ordusunun ta Sakarya nehrinin doğusuna çekilmesinin sebebi, bu ihmaldir. Neden yapıldığını bilen yok!

Bu açık kusura rağmen, Mustafa Kemal Paşa onu tümen komutanlığından alırken, gururu kırılmasın diye, kendi karargâhında görevlendirmiştir! “Sofra”nın ünlü müdavimlerinden olmaya da devam etmiştir. En son ne yapsa beğenirsiniz?

1926’da ünlü İzmir Suikasti’ni düzenleyenler arasında yer almakta, bir beis görmemiştir, hazret… Yanında da paşanın öteki gençlik arkadaşı, İttihat’ın bir başka tetikçisi, eski Ankara valisi Abdülkadir! Mustafa Kemal’i hatalı bulup, öldürülmesine ve bir darbe ile eski İttihat kadrosunun hükümeti ele geçirmesine teşebbüs edip, asıldılar! Kalan bütün İttihatçılar’ı da astırıp, huzura eriştiler…

Bu günlerde, TRT’de dizisi yayınlanıyor! Kemal Tahir’in büyük romanı Kurt Kanunu…

İkincisi: Albay Palastiras!

Bu efendi de Anadolu’daki Yunan işgal güçleri içinde, önemli görevler yapmış bir subaydır. Kendisi, ünlü bir Venizelos’çudur… Kral karşıtı, Magali İdea’cı bir subay ki Anadolu’daki gizli Yunan örgütünün de komutanıdır. Kaba, nobran, tutucu bir adam olduğu söylenir!

Bu da 26 Ağustos 1922 gecesi, bir karşı taarruzla, o gün Türkler’in eline geçmiş bir tepeyi geri alma emrini, tehlikeli bulup, geri çevirir! Oysa o tepe, cephenin yarılamaması için elde tutulması gereken bir mevzidir. Ertesi sabah orayı da kullanarak ileri harekâta geçen Türkler, önce Afyon’u geri alır, sonra da Sincanlı Ovası’na inerek, İzmir ile bağlantıyı koparır, Yunan ordusunu üçe bölerek, parça parça yok eder! Efendi hazretleri, Çeşme üzerinden Sakız Adası’na, oradan da Atina’ya kaçar! Ve ne yapar biliyor musunuz? Hükümet darbesi… Yenilgiden, Atina’daki Maliye Bakanı sorumluymuş! Kendisinin hiç kusuru yok!

Kralı tahttan indirir, altı bakan ve başkomutanı idam ettirir… Kendisine dinelemediği  “yürü” emrini veren General Trikupis’i de idama mahkûm ettirir ama o esir düşmüş olduğundan, canını kurtarır. Oysa idam edilenler, Anadolu Savaşı’na karşıydılar… Taraftar olan Palastiras gibi Venilezosçular’a karşı, “Küçük ama şerefli Yunanistan” sloganı ile seçimi kazanmış ama sarıldıkları sarmalda sürüklenerek, yenilgiyi kucaklarında bulmuş beceriksizlerdi!

Bir süre sonra, savaşı çıkaran Venizelos geri gelir… Savaşa karşı olanlar ölüp, bedeli ödemişlerdir nasılsa… Palastiras’a ne mi olur? Can çıkar, huy çıkmaz bilirsiniz! Birkaç yıl sonra bir darbe daha yapmaya kalkar. Bu defa başaramaz! Yakalanıp, idam edilir…

Bu iki kifayetsiz muhteris hadlerini bilselerdi, acaba tarih nasıl şekillenirdi?

Bayram değil, seyran değil… Aklıma düştü işte…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31