“Çalgıcı, hem süsle gazellerle günü;

Hiç sorma nedir; bilme ne olmuş ne olacak!

Hafez ki bu evrenden elin çekmededir,

Gel bir kadeh iç, sonra veda et, ne olacak?”

Hafız-ı Şirazi

 

O özlemek değil.  Ağzından çıkan için –bir kere de- kulağına eğil. Ben çok değişmişsem sen o değil. Ne desem değil işte çoğu sızı fakat inan ki laf-u güzaf değil. Ellerinin hüneri bu değil. Bir zamanlar daha çok güldüğümüz yanak şimdi o değilse. Değildir demek işte bırak demiri de erisin. Eridikçe eskiyecektir, paslanacaktır içimizdeki değil. Ama bırak. Özlemek o bu değil. /Zira/Her şey eskiyor, bir yastık, bir teyp, bir söz, şarkısını bıraktığın ve ancak içilince içine bestesi karışan pis bir anason konusu, o çok güler yüzlü yaz, bir mektup, bir kuş sesi, kapıya kadar getirmeye üşendiğin o ayrılık, başkasının eline bıraktığın ve tabi yüzünü kaçırdığın o ağlama, her şey eskiyor, körfezinde bir şehir, atölyesinde bir okul, basamaklarında bir köşe, her şey eskiyor ve insan yanağı da bittabi, insan yanağı da, o bıraktığın o durulması gereken yer değil.  Yanakta bir kusur yok, kusuru var miladımızın ve küsuratlı bir sayıdır gözlerimiz. O bakış sevmek değil. Ama seni görmek, ölmeden görmek, ölmediğimizi bilmektir hiç olmazsa, biraz daha yaşamak için hayat memat meselesidir, ki hayat hep bayat bir hüzün işiyse memat gözlerinde toplanmış ömrümün tasnifidir. O sayı şimdi içimizden saydığımız hesap değil. Beni yazar yapan kitaplar için okuma değilse bile yazmadır. Ama hikâye değil. Ham meyveyi kopartamazsın dalından, kopartırlarsa türkü olur, ama hikâye değil, bu laf kinaye değil, içine eğil. Bir kere de içine eğil. İçim için değil, bu paslı gözlerin, demir kokusu değil, özlemek böyle hiç değil.  Hala elinde güzelse şakalar ve güldüğünde en sevdiği fıkra geçiyorsa insanın içinden demek daha ölmedik, daha öyle yılgın ve üzgün ve bitkin de değilmişiz, hepsi yazar yalancılığıymış, kelime hovardalığıymış ve güzelmiş yaşamak için önümüzdeki haziran ve arkamda ve yanımda tuttuğum sevgililerim için hala yazıkmış senin bildiğin onların bilmediği yol üstlerim, yoldaki büstlerim hepsinin altında senin ismin yazıyor, muşlu gelecek zaman yazıyormuşum, ama bu o özlemek değil, bu öyle sevmek değil, seni görmek bilmiyorum ki izahatı ağrıtmayacak bir şey gibi anlatılacak bir şey midir ve uzun ve koca sene seneler sonra aynı şehirde uyuduğumuzu bilmek, ilk kere ne değil, biliyorum, bu ya sen değil ya ben değil, ikimiz hiçbir şey değil.

 

Sesin yanaşmış bir şeydir insan sözcüğü yalanlara. Sokularak ve kıvrılarak ve başını seğirterek bakan bir yalancıdır, hem yanaşmanın hem sokulmanın hem de bakmanın yalancısı. Tavlanın yalancısıdır, oynadığımız bütün oyunların yalancısı, güldüğümüz bütün o anların yalancısıdır.  Şimdi tavlaya kızacak bir şey yok, neden daha çok eğlenmiştik daha evvel oynadığımızda soru tümcesine.  Yalanda bir oyundur, insan bütün oyunların oyuncusu, yine oynayacağız, oyun insan işi, yanaşmıyor ama özlemek değil bu, sevmek hiç.  Yalan da değil belki çünkü çok yalan ve çok oyun oynandı, pulun kırıksa ne atsan kimse kazanamaz. Sen attın, ben attım, kimse kazanamadı nasıl bir yalan bu? Nasıl bir oyun mu yoksa?

 

Aşklar kadar ve fazlası eder bazen, ummadığın yalan sevdanın başını yarar; öldürürsün bütün atalarını anıların ağzının içindeyken söylenmiş sözlerle. Şimdi aynı adam olmamı istemen aynı yalanı tekrar söylemem için bezdirdiğin bir şey. Kalbin üzmekten bezmez mi? Her şey yerli yerinde kalacak olsaydı –ki her ihtimal üzme yetisidir, yetmedi mi- sen neden kalmadın, yerin mi dardı, yüreğin mi? Seneler neleri götürür bilmem, şarkılar ve şairler bilir, nedir ayrılık beceremedim, ama seneler neleri götürür yalnızlığıma soruyorum, hemen cevabını alıyorum. Onca sene, öyle yalnız, öyle hiç, öyle herkese şirin görünsün diye uydurduğum suratımla ben, oturacak yer bulamadım, daha da sözüm yoktur, değişen bensem.

 

Çok sevmek çok yalancıdır zira nerde çok varsa birazdan yalan söyleyecektir. Çoğu da bir azı da, boş ver bunları; kalıbı ne kadar eder yüreğinin bir başka insan yüreğinin içinde tartıldığında? Nereye kadar ağır kalır, üstünden kalkmaz, öyle basar da nefessiz bırakır bir başkasının kalbini? Nedir sevmek, neresine sığar özlemek, gözlerinin içine baktığında durabilir misin başını çevirmeden, sözlerin gibi, aklın gibi, başını çevirmeden bir insan yüzünün ömründe kaç sene durabilirsin? Çok mudur sevmek, çok mu sevdik, çok mu acıdı, ne yangındı suyu bile yakardı, inanır mısın, doğru mudur, yoksa insan yalanına bantladığı nikotinler ve anasonlar için, hep akşamdan kalma ve sabaha ayılttığı bir şey midir, ben değiştim, çok değiştim, yalan öldürüyor her sabah gerçeğimi.

 

Sen o güz, o akşamüstü, neyi var neyi yok alıp gittin bu sevmenin. Nesine kızıyorsun şimdi? Sesine mi? Kendine mi? Sesin kendinindir, sağalttığın içimin sağırlığı gözlerinindir, neden kulağıma kızıyorsun? Ne duydum ki bu aşkta ne anlatayım sana? Ey can; kalanı bu elimde yüreğimde, avcumu açsam elim görünmez, dilimi döksem sözüm okunmaz, kör kuyudan suyu göremezsin, ışığını aldın her türlü anının ve bir miktar canımın.

 

Ben değiştim. Özlemekten. Ve gebermiş bir köpek ölüsü kadar pis kokuyorum. Sevmekten. Sen bunların hiçbirisini bilmezsin. Neden bilesin? Sen ancak bıçağını bilersin. Ve kan temizlendiyse hadise taammüden kapanmıştır. Her şey hem eskisi gibi olsun hem de yerine kalmasın istersin. Senin cinayetine bile sevgin yok. Neden özlemeyesin? Senin olacak en çok çokların. Senin aza kanaatin yok. Evet. Ben değiştim. Güldürmedim seni bu kez eskisi kadar. Senin ağlaman yok. Bilemezsin. Bir gülmenin ağlamak tarafından endam kırdığını bilemezsin. İyi kırdın. Güzel kırdın. Tavlada ve mektupta pulu. İkisinde de sen kazandın bu kez, rövanşı sende kalsın, bu yazı çekmecede…

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31