Yaş; 24...

Cinsiyet; erkek...

Evde Televizyon izliyor...

Sağ eli dolu olduğu için kumanda sol elde...

Ve kanalları dolaşıp istediği atmosferi yaratma derdinde...

Kahramanımız çalışmıyor, dolayısıyla istediği ortamı parası olmadığı için eldeki imkanlar ile yaratmak zorunda...

O nedenle en önemli malzeme "magazin programları"...

Hele de aylardan Temmuz veya Ağustos ise, yeme de yanında yat!..

Evet, "magazin programı" başlıyor ve kahramanımız birçok erkeğin hayallerini süsleyen kadınlarla birlikte güzel vekitler geçiriyor...

Anlayacağınız fantazinin sınırı yok!..

O anda "az sonra" olarak verilen bir haber bizimkinin dikkatini çekiyor...

Haberin başlığı "Sibel Kıbrıs'ı salladı"...

Haberin detaylarında ise "yavruvatan", "zenginlik", "çılgınlık", "sex", "lüks", "mini etekli kızlar" ve "Sibel'in derin göğüs dekoltesi"...

Daha önce Kıbrıs'ın nerede olduğunu dahi bilmeyen kahramanımızın artık en büyük hedefi Kıbrıs'a bir şekilde gidebilmek...

Ama nasıl?

Cebinde pasaport çıkartacak parası dahi yok!..

Hadi pasaportu çıkarttı diyelim, öyle elini kolunu sallayarak bir ülkeye girilmez ki!..

Hemen etrafına Kıbrıs ile ilgili sorular soran ve kısmen cevaplarını alan kahramanımız için önünde artık tek bir engel kalır....

Uçak bileti!..

Çünkü Kıbrıs'ın kuzeyine giriş yapabilmesi için tek gerekli şey o!..

Koskoca 70 milyonluk ülkenin bakamadığı gencin umudu 70 milyonluk ülkenin işgal altında tuttuğu ve de "beslediği" KKTC!..

Bir şekilde uçak bileti bulan kahramanımız "tek gidiş" olarak kestiği bileti ile Kıbrıs'a ayak basar...

Ve cebinden çıkarttığı kimliği ile ülkeye girişini sağlar...

Bu kadar basit!..

1 gün, 1 hafta, 1 ay derken bizimki Kıbrıs'ın "magazin programlarındaki" gibi olmadığını fark eder...

Ve hayatta kalmak için iş aramaya başlar...

Yabancı ülkeden gelenler için KKTC'de çalışma şartları belli...

Standart; kölelik...

Haklar; işverenin belirdiği maaş ve çalışma saati...

Yatırımlar; gerek yok...

Çalışma izni; verilen 3 kuruşluk maaştan kesilir...

Kalacak yer; 20 tane erkek ile bir oda da...

Ülkesine dönecek kadar cebinde parası bulunmayan kahramanımız çaresiz bu şartlarda çalışmaya razı oluyor...

Gün 17 saat çalışan kahramanımız, geriye kalan saatlerde 20 tane erkek arkadaşı ile ayni odada uyumayı tercih ediyor...

Hayallerindeki Kıbrıs'ı bulamayan kahramanımız, zamanla hayallerinde bir şeyler kurmaya başlıyor...

Ve her insanın içinde az veya çok saklı duran sapkınlıkları ortaya çıkıyor...

Kimisi bir kadına, kimisi küçük bir kıza, kimisi kendi oğluna, kimisi de ölü tavuğa tecavüz ediyor...

Bu da bizde şok etkisi yaratıyor...

***

Dikkat ediniz, en lüks olanından, en küçük restorantına kadar çalışanların çoğu yabancı uyruklu...

Ve bu yabancı uyruklu insanlara pompalanan en tehlikeli şey, "Kıbrıslılar sizi sevmiyorlar"...

Dolayısıyla bugüne kadar "siperimli döneri" tek yapan yerin ilgili restorant olduğunu iddia edemeyiz...

Ya da yediklerimizin içine başka şeyler yapılmadığını...

Bilmiyorum ama ben kendi adıma bu insanlardan nefret etmiyorum...

Ancak bu insanların bizlerden nefret ettiklerini adım gibi biliyorum...

Ve ne yazık ki, bunun sebebi bizler, yani toplumlar değildir...

Bu insanları aşağılayanlar ve "köle" gibi yanlarında çalıştıranlar belli...

Hepsi de sözde "anavatan" sevdalısı kişiler...

Tüm bunların içinde en kötüsü de ne biliyor musunuz?

14 yaşındaki bir kızın üzerinden neredeyse bir köy geçmiş ama biz hala "ölüsevici" bir yaratık ile uğraşıyoruz...

Yazık bize, yazık insanlarımıza, yazık çocuklarımıza...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31