Aylardan beridir, bunca yıldır politika ile de ilgilenmiş bir köşe yazarı olarak, “paradigma çöktü”den, “yaşanılan ekonomik değil, mali bir krizdir.” Diye yazıp çiziyorum. Ne ak deyen var, ne de kara! Pardon! Bir bankanın genel müdürü aradı ve “ doğrudur ama bize ne kastın var?” dedi... O kadar... Artık çare de önermenin, program sunmanın, zamanıdır! “Sen istediğin kadar konuş” diyen de olabilir ama bu yazıların yalnız kendi web sayfamdaki tıklanma sayısı, 5 bine yaklaşıyor... Diğer kaynaklar ayrı... İsyteyen dinlemesin, halk dinliyor demek ki... Bugün, tespitlerimizi bir daha yapalım! Yarın da önereceğimiz çareleri okuyacaksınız...

Tespitler:
1. Ülkemizde para basma yetkisi kanunen TCMB şirketine verilmiştir. Kullandığımız para bu şirketin malıdır. Şirket bu malı piyasaya borç olarak verir. Borç olarak vermesi demek tabi ki belli bir faiz karşılığında vermesi demektir. Bankalar da gerek merkez bankasından aldığı parayı gerekse topladığı mevduatı faiz karşılığında özel/tüzel kişilere borç olarak verirler. Bu durum zincirleme olarak böyle sürer gider. Bizim Borca Dayalı Para Sistemi (BDPS) dememizin özü budur. Böyle bir sistemde, KKTCMB şirketine verilen görev
(a) fiyat para miktarını ayarlamak ve
(b) paranın değerini korumaktır.

2.) Böyle bir fonksiyonel yapıyı sürdürmenin/korumanın en akılcı yolu, onu bağımsızlaştırmaktan geçer.

3.) Piyasadaki para miktarı, Haziran 2012 itibarıyla 10 milyar liradan daha fazladır. Bu miktarın 2.3 milyar liraya yakın kısmını TCMB üretmiştir. Yani bu para vardır. Ancak aradaki fark olan 7.7 milyar lira ise yoktur diğer bir ifade ile kaydîdir. Pekiyi, 7.7 milyar lira nasıl üretilmiştir? İşte bunun cevabını da kısaca KRS dediğimiz, Kısmi Rezerv Sistemi’nde (Fractional Reserve System/Banking) bulabiliriz.

a.) Bankalar topladıkları mevduatın belli bir oranını (mevduat munzam karşılığı olarak) KKTCMB’nda tutup kalanını kredi olarak verirler... Bu krediyi alanlar, paralarını yine sistem içerisinde bir bankada tutarlar. O tutulan meblağ da yeni mevduat olmuş olur. Onun da belli bir oranını KKTCMB’nda tutan banka, tekrar kredi verir. Yani borç verdiği parayı mevduata yatırıp, tekrar krdi olarak verir. Bu durum böyle sürüp gider. Neticede, mevduat munzam karşılığı yüzde 10 olan bir mevduata karşılık bankalar KRS sayesinde kabaca 10 kat daha fazla para üretebiliyorlar.Diğer bir ifade ile bankalar havadan para yaratmış oluyorlar. İşte 7.7 milyar lira, bu şekilde yaratılmıştır.

b.) Bu kadar para yoktur, kaydîdir ama bunların faizi gerçektir. Yani bizler, hepimiz, 2.3 milyar liranın yanısıra, 7.7 milyar lira kaydi paranın yılllık faizini ödemek için çırpınıp duruyoruz. Bu durum hiçbir zaman da bitmiyor ve bitmeyecektir. Çünkü KRS sürekli para üretiyor ve bunun faizini de sistem hepimize ödetiyor. Bu durumda, Bankalar BDPS ve KRS sayesinde kontrolsüz para üretiyor. Bu, paranın değerinin düşmesi demektir.
Oysa Merkez bankasının görevi “paranın değerini koruyup, miktarını belirlemek”tir. Ama bu uygulama ile Merkez Bankası’na kayıtlarda var olan bu havadan üretilmiş olan paranın faizini gerçek olarak ödettirme görevi verilmiş oluyor.
Yani şu anda delinini meşhur şikâyetini yaşıyoruz. Hani susamış da bardakları devrilmiş görünce, “Breh” demiş, “bardakların ağzını tıkamışlar!” Bardağı eline alıp düzeştinde de “Breh” demiş, “dibi de delik”!

İşte budur yaşadığımız…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31