Sene 1974.

Temmuz.

Sonra Ağustos…

Önce darbe oldu sonra savaş.

Darbeyi yapan, bizleri koruması gereken garantörlerden Yunanistan…

Savaşı yapan, bizleri koruması gereken garantörlerden Türkiye…

Savaş, önce barış diye başladı.

Havadan kâğıt attılar, aşağıdan açıklamalar yaptılar.

Direnmeyin, herkese barış gelecek, dediler.

Direnmemesi gerekenler baktılar top, tüfek, tank, uçak, gemi geliyor.

Savaşta olması gerekenden fazlası karasularında…

Durup bakmak, teslim olmaktı.

Kaybetmekti başlamadan savaşı.

Havadan da geliyorlar üstelik…

Direndiler.

Harekât savaşa döndü.

Yüzlerce ölüm, binlerce yıkım oldu.

Ormanlar yandı, dağlar patladı.

Sonra Girne ve Boğaz’a sıkışan TC askerleri çok önceden başkalarınca çizilmiş sınıra varmak için ikinci savaşı başlattılar.

Tam da bu günlerdeydi.

Meğer “Barış için geldik” dedikleri yere dönmemek üzere gelmişler.

Sonra bildik hikâye.

Köy, köy nüfus taşıdılar.

Kurtardık dedikleri halkın birkaç misli insanı yerleştirdiler.

Yerleşenler kendi yakınlarını taşıdılar…

Ve kurtardık dedikleri nüfusa yakın sayıda asker yığdılar buraya.

Her yıl bu günleri zafer diye kutluyorlar.

Nokta…

Kurtardık dedikleri bizler kuzeye geçerken orada neler bıraktık düşünelim.

Evlerimizi.

Yollarımızı…

Ev eşyalarımızı.

Tava, tencere, masa ve piron…

Ve hatta çamaşırlarımızı…

Tarlalar, bahçeler kaldı orada.

İmalathanelerimiz.

Okullar, dükkânlar, atölyeler.

Birliğimiz kaldı.

Futbol takımımız geldi ama takımın ruhu orada…

Ülkü Yurdu’ndan bir adım kuzeye geçemedi.

Toprak da olsa, küçük de olsa sahamız terk edildi.

İki camiden birini biz yıkmıştık…

Savaşta bazuka mermilerine maruz kalmış diğerini bıraktık…

Yılların birikimi anılar…

Her yerde ellerimizle kazıdığımız izlerimiz.

Hepsi orada kaldı…

Ne uğruna?

Derken birisi çıkıp konuşuyor…

Savaşın ikinci safhasında Mağusa’ya ilerleyen komutanlardan birisi bu.

Diyor ki, “Ey Kıbrıslılar… Siz Birleşik Kıbrıs Federasyonuna imza koyarsanız, bizim savaşta verdiğimiz şehitlerimizin yattığı yerleri de vereceksiniz.”

Oysa…

Bizler Baf’tan, Leymosun’dan, Larnaka’dan kuzeye göç ettirilirken neler bıraktık neler…

En mühimi de atalarımızın kök saldığı yerlerimizde tutunabilmek için verdiğimiz şehitlerimizin yattığı mezarları da bıraktık.

“Bırakıp gelin” derken bize ait şehitliklerimizi de bırakacağımızı hiç mi düşünmediniz?

Yoksa bizim şehitlerimiz sizin şehitlerinizden daha mı önemsiz?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31