Kuruluşunun yıldönümü çeşitli etkinliklerle anılan TMT, Kıbrıs Türk tarihindeki en büyük ve en önemli örgütlenmedir… Demokrasinin söz ve düşünce özgürlüklerinden yararlanmaya başlamamızdan sonra, kimi kişilerin ve çevrelerin adeta diline düştü. Tabuların üstüne yürüme heyecanının dayanılmaz hafifliği içinde bu konuda kimlerin ne tür yorumlar ürettiğine kaç zamandır tanık oluyoruz. Yığınla spekülasyon üretenler arasında, o dönemi bilenler de var, bilmeyenler de. Önyargılı olanlar da, dürüstler de, özel amaçlar taşıyanlar da, gerçekleri çarpıtmaktan keyif alanlar da spekülasyon furyasına katılmakta…
  
Bugünün genç nesilleri kimi zaman öne sürülenler karşısında hem ikilemi, hem şaşkınlığı, hem ürpertiyi yaşamakta. Toplumsal tarihimizin çok önemli bir döneminin bu denli göreceli yorumlar ve anlatımlarla irdelenmesi, ortaya gittikçe karmaşıklaşan son derece gizemli bir efsaneler yumağı çıkarıyor. Bu yumağın artık doğru-dürüst ve gerçekçilikle çözümlenmesi gerekir. Bunun yolu, henüz son TMT’ciler yaşamda iken TMT mücadelesinin ayrıntılı ve gerçekçi tarihini yazmaktadır.
  
TMT, Kıbrıs tarihinin en çetin günlerinde toplumun sadece iç ve dış güvenliğinden değil, yönetilmesinden de sorumlu olmuş toplumsal bir örgüttü. Örgütlenmeyi o çapta başarabilmiş başka bir kurumlaşmaya şimdiye dek toplumumuzda tanık olunmadı. Özellikle bu örgütün yeryüzüne çıkıp iyice deşifre olduğu 1964'ten sonra, günlük yaşamın çeşitli alanlarında şu veya bu şekilde TMT etkinliklerine katkı koymayan hiçbir Türk ailesi kalmamıştı. Çünkü tüm toplumsal faaliyet TMT dalları tarafından yürütülüyordu.
  
Bir ENOSİS ve soykırım projesi olan AKRİTAS PLANI'nın uygulamaya konulmasıyla, ortağı olduğumuz devletten kan deryası içinde kovulmuş, kuşatılmış dar bölgelerdeki getto yaşamımızda devletsiz kalmıştık. Devletsizlikten kaynaklanan idari boşlukları doldurmak, TMT’ye düşer.. Bilinen tüm demokrasi kavramlarının duvara çarptığı o günlerde, TMT kendi kurallarıyla toplumu savunmuş ve yönetmişti...
  
Bu dönem yaklaşık 10 yıl sürer. Toplumsal yaşamın ahkamları içinde çeşitli olumsuzlukların ve üzücü olayların yaşanması da kaçınılmazdı. Bunların hepsinin o zor dönemin sorumlu otoritesi olan TMT'ye fatura edilmesi şaşılacak bir durum değildir. Ama kurum aleyhine genellemeler mi yapmak daha doğrudur, yoksa o kurumda sorumluluk alan kimi kişilerin hatalarına, istismarcılıklarına ve sorumsuzluklarına yönelmek mi?

Kendisine emanet edilen yönetsel yetkileri keyfine ve çıkarlarına göre kullananlara her zaman, her ortamda rastlanmaktadır. Bugün de yok mu öyleleri?..
  
İster savaş zamanlarında ve otoriter idarelerde, isterse barış zamanlarının demokratik kurumlarında bu tip istismarcılar her zaman olagelmiştir. Beşeriyetin kronikleşen kimi zaaflarını gemleyebilmek hiçbir ortamda mümkün değildir. Bu kural, TMT günleri için de geçerlidir.
  
Ama yine de, adanın her yanına yayılarak gönüllülük ve istenç bağlamında toplumu kucaklamış ve giderek toplumla bütünleşmiş olan TMT, sevapların yanında günahların da sergilendiği kritik bir dönemde, tarihin yüklediği sorumluluğu yerine getirdi.
  
O sorumluluk planlı ve programlı biçimde ve soykırım eğilimlerini içeren uygulamalarla kurucu ortağı olduğu devletten dışlanan Türk halkını her şeye karşın ayakları üstünde tutabilmek ve esenliğe çıkarabilmek bağlamındaydı.
  
Bunu başaranlar, kimilerinin bugünkü nesillere sunmak istediği gibi, bir avuç astığı astık, kestiği kestik silahlı kabadayılar değildi. Ya kimlerdi? TMT'nin genişletilen çatısı altında özveriyle örgütlenip yıllar boyu göze göz, dişe diş kararlılığıyla mücadele veren tüm Türk halkıydı. Ve lütfen dikkat buyrulsun ki, mücadele enstrümanları sadece ateşli silahlar değildi. Uygarca yaşayabilmenin ve var olabilmenin her gereciydi... O enstrümanlar, bir bakıma yazarımızın ve şairimizin kalemiydi; ressamımızın fırçası ve tuvali; öğretmenimizin bilgi ve bilinç birikimi; çiftçimizin sabanı; kadınımızın dikiş makinesi, kabı-kacağı; esnafımızın ve zanaatkârımızın ilkel aletleri; doktorumuzun neşteri; avukatımızın hukuk bilgisi, aydınımızın çağdaş dünya görüşü...
  
İşte TMT'nin damgasını taşıyan o toplumsal direniş ve var olma destanı, bugünkü coğrafi bölgeli ve demokratik düzenli konumumuzun ve bundan sonraki gidişatımızın hazırlayıcısıdır. O dönemlerin sınavlarını dayanışmayla veremeseydik, bugünlere ulaşamazdık. Gerçekçi olalım ve tarihinden utanan nesiller yetiştirmeyelim. Aksi takdirde, haksız yere utanç virüsünü bulaştıracağımız nesiller, kendinden önceki nesle hep kuşkuyla bakacaklar ve doğru kararları vermekte zorlanacaklardır.
  
Özetle şunların bilinmesi gerekir:  TMT, 1955’te Yunanistan’dan alınan destekle EOKA’nın devreye girmesinden 3 yıl sonra faaliyete geçer.  1922 Lozan Antlaşması’na dek Türkiye’ye ait olan Kıbrıs’ta Türkler artık çok sıcak bir ortamda, kendilerini savunmak zorundadırlar. Ankara’ya Kıbrıs sorununu “ulusal dava” olarak benimsetme mücadelesi olumlu sonucunu verince, TMT; etkinliğini adanın en ücra köşelerine dek yaymayı başarır. Bu özelliğiyle gönüllü bir halk hareketi olduğunu kanıtlayan TMT’nin üyeleri Kıbrıslı Türkler, komutanları ise Özel Harp Dairesi’nin seçtiği subaylardır.
  
TMT sıradan bir örgüt olarak algılanamaz. Günü geldiğinde yönetsel kurumlar, demokrasi ve siyaset bu örgütün içinde şekillenmeye başlar. TMT, yıllarca süren özverili ve çetin direnişini başarıya ulaştırdıktan sonra, devletin kurulması sorumluluğundan da kaçınmaz. 1974’ün sonlarında yetkilerini tümden sivil otoriteye devredip tarih sahnesinden çekilir…

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31