Hiç beklemediğim anda aldığım o yemek daveti asla reddedilmeyecek türdendi çünkü Türk Mukavemet Teşkilatı’nın hayattaki en önemli komutanlarıyla buluşabileceğim bir yemekti bu… TMT’deki görevlerini tamamladıktan sonra toplumda ve devlette önemli sivil görevlerde de bulunarak emekliye ayrılan tarihi senyörlerin arasındaki birkaç saatim heyecan doluydu. Oradan zenginleşen TMT bilgi dağarcığımla ayrıldım. Yazabileceğim de, yazamayacağım da çok şeyler anlatıldı bana o yemekte… Kutsal yeminlerinin miadının dolduğuna inanan senyörlerin, anlattıkları hem kendi kendileriyle ve hem de bugünün nesilleriyle yüzleşmeleriydi aslında.
   Bugün burada yazılabilecek birkaç yaşanmışlığı onlardan aldığım bilgiler ışığında toplumsal belleğimizle buluştururken, yazamayacaklarım için de eşref saatin gelmesini bekleyeceğim.
   Dillerde çokça dolaşan bazı önemli olayların perde gerisine taşıdı beni anlatılanlar. Örneğin 1963 Aralığının son günlerinde yaşanan, Lefkoşa’nın TMT tarafından yakılmak istendiğiyle ilgili o olay aynen şöyle gerçekleşmiş: Kanlı Noel’de Rum AKRİTAS teröristlerinin orantısız saldırıları şiddetlenerek sürerken, TMT’nin Lefkoşa karargâhı, savunulması olanaksız bölgelerdeki Türk halkını daha güvenli yerlere taşımaktadır kurşun ve havan yağmurları altında… Varoşlardaki halk ve özellikle Tahtakale’deki Türk aileleri surlar içinin daha güvenilir yerlerine, okullara, sinema salonlarına ve uygun her çatının altına; Küçük Kaymaklıdakiler ise Hamitköy’e taşınmıştır. “Çanak” adı verilen gömülü silahlarının çoğuna ulaşamayan ve az sayıdaki silahla AKRİTAS’ı göğüslemeye çalışan bir avuç Türk direnişçinin kurşunları bitmektedir. Nemli toprak altından çıkarılan mermilerin çok azı patlamaktadır. Lefkoşa surlar içi ha düştü, ha düşecek. İşte bu ortamda “barış gücü” görevini yapmakta olan İngiliz askerlerinin komutanı General Young, Cumhurbaşkanı Dr. Fazıl Küçük’ün Silihtar’daki resmi konutuna görüşme için çağrılır. Orada Dr. Küçük’le yüzleşeceğini sanan General Young, TMT’nin üst düzey komutanlarıyla karşılaşınca şaşırır. Ama daha bir şaşırmasına neden olan kendisine tebliğ edilen istektir: “Ya derhal Türk ve Rum bölgelerini ayıran bir güvenlik hattı çekilir, ya da Türk Mukavemet Teşkilatı’nın tüm olanaklarını kullanarak Güney Lefkoşa’yı baştanbaşa yaktığına tanık olursunuz.”
   İşte Yeşil Hat, TMT’nin bu tebliği üzerine alelacele çizilir. O gece bu olayı duyan Mehmet Ali Tremeşeli, adamlarıyla birlikte pür silah o tebliği yapan üst düzey TMT’cilerin yanına varır ve “siz Lefkoşa’yı mı yakıyorsunuz?” diye tavır koyar. Durum kendisine izah edilip yatıştırılırken, Yeşil Hat’tın çekilmesi Kıbrıs’ın en büyük yangınını önler.
   Türk jetlerinin Lefkoşa üzerinde ihtar uçuşunu yapmasından sonra, ilerleyen günlerde Lefkoşa’da daha sakin bir hava vardır. Silahların susması bazı Türk direnişçilerin iç meselelerine ve bireysel egolarına dönmelerine bile ortam hazırlamıştır. Sere serpe taşınmakta olan silahlar bir gösterişin de ötesinde karşılıklı çatışmalar için kaygı yaratmaktadır. Hatta bazı mücahit grupları çözemedikleri meseleleri yüzünden karşı karşıya gelmişlerdir. TMT Komutanı Kenan Çoygun (Bozkurt) Teşkilat mensuplarına sert bir genelge yayımlamak ihtiyacını duyar. Bu genelgede Türk bölgelerinin Teksas olmadığı hatırlatılarak, zimmetli silahların karargâhlardan ve mevzilerden çıkartılamaması emredilir. TMT’nin atak ve asi çocuğu Alpay Mustafa keşke bu emre uysaydı ve Çağlayan Gazinosu’ndaki o düğüne tabancasını bırakarak gitseydi!..
   Söz Alpay’dan açıldığında şunlar da söyleniyor bana: “TMT’nin doğrudan emriyle sadece iki Türk infaz edilmiştir. Bunlardan biri Alpay, öteki de Kavazoğlu. Bunlar dışındaki infazlar ya bireysel çatışmaların sonucudur, ya da TMT öncesi Volkan’ın işidir.”
   Arif Hasan Tahsin’in TMT gerilla hareketinin en önemli komutanlarından biri olduğu gerçeğinin altının bir kez daha çizildiğini gördüm. Daha sonra büyük bölümü bir Rum karşı saldırısıyla düşecek olan Beşparmak Dağı cephesinin büyük bölümü Arif Hasan Tahsin’in komutasındaki mücahitler tarafından denetim altına alınmıştı. 
St. Hilarion Kalesi dahil…  
   Ve bir olay daha: 1966 yılının bir kış gecesi Lefkoşa 3 şiddetli patlamayla sarsılır. Patlamalardan biri Ümit Süleyman Onan’ın, biri Fazıl Plümer’in, biri de Ahmet Mithat Berberoğlu’nun evindedir. Onan ve Plümer kabine görevini yapmakta olan yürütme kurulunun üyeleridir. O geceki patlamalarla ilgili olarak dikkatim şu gerçeğe çekildi: “Bombalamalardan sonra Onan ve Plümer’in Yürütme Kurulu’ndaki yerleri ve diğer bazı mevkiler TMT’den gelen yerli komutanlar tarafından doldurulur. Yürütmenin avukat Berberoğlu’ndan aldığı bazı hizmetler de dondurulur. Yani o bombalamaların arkasından, hükümette TMT usulü tasfiyeler yapılmış olur.”      

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31