Toplumsal varoluş ya da bir arada mücadele etme isteği. Mesleğe başladığım ilk yıllarda bu söylemler kulağıma o kadar bir güzel fısıldanırdı ki anlatamam.

Hele o Annan Planı sürecinde; gazetecilikten televizyonculuğa yeni geçtiğim ve yanımda bir kameraman kapı kapı, sokak sokak dolaştığım, insanlarla çözüm, barış, mücadele, dayanışma muhabbetini bol bol yaptığım bir dönemdi.

Aradan geçen yıllar, mesleki tecrübelerim bu tür sloganların bana sadece siyasi menfaat güden sivil toplum örgütlerinin ve siyasi partilerin toplumun dikkatini dinç tutabilmek içinkullandıkları argümanlar olduğunu öğretti. Annan
Planı sürecinde toplum kelime anlamıyla çözüme ve barışa kilitlenmişti.

Gecemiz gündüzümüz tarihler ve görüşmelerle ilgili konuları dinlemekle geçiyordu. Yüksek lisansımı dahi uluslar arası ilişkiler üzerine yapmadığıma hayıflanırdım. Taa ki Dimitris Hristofyas, bir gazeteci olarak bana kapılarını açana dek, ta ki tüm Rum bakanlarla saatler süren röportajlar yapana dek, taa ki arkadaşlık kurduğum sözde Rum kardeşlerimi gözümü kırpmadan öldürebilecek hissiyatlara kapılana dek.

Rum liderliğinin çözüm süreci ile ilgili düşüncelerini, istek ve inançlarını çok iyi bildiğimi iddia edebilirim ki arşivim bu adamlarla sayısız yaptığım özel röportajlarla doludur. KKTC’deki çözüm yanlısı siyasi partilerinde çözüm konusunda her ne kadar istekli görülseler dahi yukarıda sıraladığım söylemlerden öteye gidemediklerini, toplumsal varoluş anlamında verilen
mücadelenin Ledra Palace sınır kapısına takılıp kaldığını görürüz.

Sabaha kadar çözüm ve inanç adına sayfalar dolusu cümleler kurabilirim size ama gerçekler ne sosyalizmi anlatan kitaplardaki kadar ne de şu an içinde bulunduğumuz durum kadar tatlı değil.

KİME KARŞI TOPLUMSAL VAROLUŞ MÜCADELESİ VERECEĞİZ?

30 Ocak’ta muhalefetteki birçok siyasi partinin ve birçok sendikanın katılacağı büyük bir eylem gerçekleşecek. Peşinen söyleyim ki bu eylemin başarıyla sonuçlanmayacağına inanlardanım. Bunu birazdan anlatırım ama onun öncesinde toplumsal varoluşun kime karşı verildiğini ya da verileceğini sorgulayalım.

30 ocak’ta yapılacak toplumsal varoluş mitingi eğer Kıbrıs konusunda ve çözüm iradesi ve istenci konusunda Rum tarafı ve dünyaya karşı verilecekse amenna; bu anlaşılabilir ve desteklenilebilirdir.

Haa yoksa toplumsal varoluş mücadelesi Türkiye’nin KKTC’deki yapısıyla ilgili verilecekse nasıl ki El-Sen’in grevi toplum tarafından destek görmedi.

Bu miting de destek görmez.

Öyle görülüyor ki Muhalefet Partileri ile Sendikal Platform Türkiye’nin KKTC ile ilgili politikalarından rahatsız. 30 Ocak’ta bunu hep bir ağızdan mı haykıracaklar, ne yapacaklar?

Doğrusu çok merak ediyorum. Kimse çıkıp daha bunun izahını yapmadı topluma.

TDP’yi hariç tutuyorum çünkü hiç Hükümet deneyimi olmadı ancak TDP’nin dışındaki tüm partiler Hükümet etti ve Ankara Hükümeti ile çalıştı.

Hatta hepsi Sn Erdoğan ile iyi hukuk kurabilme konusunda ciddi bir efora sahipler. Kızmayın ustalar, gerçek bu!

Eee şimdi. 30 Ocak mitingi kime karşı yapılan bir toplumsal varoluş mitingi olacak? Türkiye’ye karşı mı? Yoksa Rumlara ve Dünyaya karşımı.

Eylem komitesi bunu topluma izah etmeli.

Yoksa yine miting meydanlarında “Türkiye aleyhine pankartlar” mı açılıp, Ankara’nın Kıbrıslı Türklere öfke duyup hakaretlemesi ve bilinçli olarak bir Türkiyeli Kıbrıslı düşmanlığı mı yaratılacak? Aynen 2011 yılında yapıldığı gibi.

Ben Türkiye savunucusu değilim, sadece o kadar amatörce yapılan hatalar varki bu toplum bu hatalar yüzünden, ordan oraya itiliyor.

itilmesin isterim.

Tüm partiler bu tür pankartlardan rahatsız olduğu için bir bir uzaklaşıp gitti Sendikal Platformdan. Bu nedenle bu süreç çok iyi anlatılmalı, çok iyi yönetilmeli.

SENDİKALAR DP’NİN KARARINI BEKLİYOR

Demokrat Parti’nin önceki akşam Parti meclisi toplantısı vardı. Temel konulardan biri de 30 Ocak’ta yapılacak eyleme destek verilip verilmeyeceği.

Birçok sendika başkanı DP’nin bu kararını merakla bekliyor. Son bir yıldır oldukça ilkeli bir duruş sergileyen Demokrat Parti en son “Sendikal Platform siyasileşmiştir, bu nedenle desteğimizi çekiyoruz” deyip ayrılmıştı. DP’nin bir de miting alanlarında Türkiye aleyhine açılan pankartlardan ciddi rahatsızlığı bulunuyor. Bakalım Demokrat Parti 2011 yılında yaptıklarıyla bu yıl çelişecek mi çelişmeyecek mi?

BÜYÜKELÇİ-BENLİ DOSTLUĞU DERİNLEŞİYOR

Çok fazla insan bilmeyebilir ama Türkiye Lefkoşa Büyükelçisi Halil Akça, göreve gelmesinin ardından pekçok siyasi ve aydınla iyi ilişkiler kurmayı başardı. Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli de bunlardan biri.

Büyükelçi Akça dün Gönyeli Belediye Başkanı Ahmet Benli’yi ziyaret ederek, sohbet etti. Akça elektriğin pahalı olduğuna yönelik ısrarla vurgu yaptı ve sitemlerini de esirgemedi.

TATAR VERGİ TOPLAMA İŞİNİ BAŞARIYOR

Maliye Bakanı Ersin Tatar bu gece en fazla vergi verenlere ödül dağıtacak.

Bu aslında Bakan Tatar’ın toplumu vergi verme konusunda cesaretlendirmek üzere yaptığı bir etkinlik. Vatandaş vergi vermek konusunda her zaman ürkek ve çekingendir; ne de olsa para bu?

Ama Bakan Tatar vergi toplama işini hipnozla mı yapıyor, gülücük saçarak mı yapıyor bilemem, netice de topluyor bu paraları.

Kim tutar seni Ersin bey diyeceğim ama çok kıskananınız var söyleyim.

Duvar yazısı

BAN SON BİR ŞANS VERMİŞ, BEN DE HEP BU SEFER ÇIKAR DİYE HALA BİLET ALIYORUM..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5