Dünya, neredeyse 2. Dünya savaşından bu yana oluşan devlet ekonomisi stratejilerinin sorgulanmakta olduğu bir dönemden geçiyor. Öte yandan, biz de bu sorgulama içerisinde, dünyadan kopuk ve muhtaç ekonomimizin tepetaklak gitmesini izleyerek çareler üretmeye çalışıyoruz.

Lâkin, bu çare üretme stratejilerimizin hiçbir tanesi bile uzun vadeli ve halkı, toplumu, yurdumuzu ve gelecek nesillerimizi korumaya yönelik değil. Dünyada tam istihdamın, sosyal güvencelerin, siyasi istikrarın ve ulusal dayanışmanın artık etkili olmayacağını tartışarak, adına özelleştirme denilen ve son derece dikkatli uygulanması gerektiğine her fırsatta vurgu yaptıkları bir sistemi fütursuzca uygulamaya çalışıyoruz. Kendi çapımızda, işimize yarayanları aradan çekerek, ne uyarıları ne de tehlikelere bakmaksızın; kâh kişisel ve zümresel çıkarları destekleyen ucube bir yöntemi uygulamaya, kâh bizim yok oluşumuzu ellerimizle hazırlayarak ileriye doğru adım atamayacağımızı koşulları pişirip kotarmaya çalışıyoruz dayatmacı bir anlayışla. Hatta bazen de başkalarının pişirip kotardıklarına boyun eğerek yolumuzu oluşturmaya çalışıyoruz. İmzalanan ekonomik protokollerin, toplumda ve yetkili makamlarda çoğu zaman yeterince tartışılmadan imzalanmasına, bazı Avrupa veya Amerika ve hatta Türkiye hayranı kesimlerin Kuzey Kıbrıs’a bilmem kaç beden büyük gelen projeleri uygulamasına kadar artarda hatalar yapmalarına seyirci kalıyoruz.

Dünya artık sosyal güvence sistemini tartışarak, sosyal güvenlik politikalarını yurttaşlarının güvenlikten yoksun kalmayacağı başka yöntemlerle değiştiriyorlar. Bizim gibi sosyal güvenceyi bir kenara koyarak, ne haliniz varsa yöntemini uygulamıyorlar. Ulusla dayanışmanın artık işsizlikle mücadele ve istihdam politikalarında işe yaramayacağı söyleniyor; fakat bizim hala cemaat tipi bir toplum mentalitesi içinde yaşayan kapalı bir toplum olduğumuz göz ardı ediliyor. Tam istihdam anlayışının işgücü kaynaklarının yetersiz kullanılmasına yol açtığına yönelik fikirler, gelişmiş ülkelerin tartışmakta olduğu bir sisteme dönüşüyor ancak Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik üretimden kopuk yaşamaya mahkum edildiğini, iş sahalarının daraltıldığını hesaba katmıyoruz.

İşte bilmem kaç beden büyük dediğim ve çeşitli tasvip edilemeyecek projeler ve planlar ile yolumuza devam edemeyeceğimizi savunmam bundandır.

***

Unutulmamalıdır ki, istihdam ve işsizlik olguları ekonomik ve sosyal politikaların yapı taşlarıdır. İşsizliğin azaltılarak istihdamın artırılmasına yönelik planlamaların yapılması gerektiğini tartışmak yerine, farklı amaçlar ve biçimlerle istihdama yönelmek bize sadece zarar verecek bir uygulamadır.

Son 40 yıldır ekonomik ve sosyal sorunlarımızı çözüme kavuşturmakta başarılı olduğumuzu iddia edemeyeceğimiz gerçeği ile yüzleşme zamanımız gelmiştir.

***

Kimleri Unutuyoruz?

Toplumumuzun sahip olduğu iş gücü standart bir çizgi şeklinde varsayılıyor. Oysa işgücü piyasasında dezavantajlı olarak nitelendirdiğimiz kadınlar, gençler, uzun süreli işsizler, iş bulma ümidi olmayanlar, engelliler olduğunu galiba biraz da bilerek göz ardı ediyoruz. Bu bireylerin fırsat eşitliğinden bahsediyor ve fırsat eşitliklerinin yasalar ile korunduğunu iddia ediyoruz. Oysa sonuçlara baktığımızda, bunun tam tersini ispat ettiğini görmekten kaçınıyoruz.

Behey akıllılar! Güvenceden yoksun çalıştırılma, uzun çalışma saatleri, kontrolsüz ve ağır iş koşulları zaten dezavantajlı olan kişilerin işgücü piyasasına katılmalarına engel oluyor. Her türlü dezavantajlarına karşın, saydığım koşullarla istihdam edilmeleri, onların her türlü riskle, yoksullukla burun buruna yaşamalarına sebep oluyor. Ve ne acıdır ki nihayetinde, bunu yaratan devlet oluyor!

KKTC Devletine görev düşüyor!

Dezavantajlı gruplara özel istihdam stratejileri geliştirilmesi artık kaçınılmazdır!

Yasaların buna göre dönüştürülerek, özel önlemler kapsamında dünyadaki olumlu ve başarılı örneklerden feyz alarak harekete geçilmesi için daha ne bekleniyor?

Sosyal dayanışma alanındaki politikaların artırılması için planlamaların ve projelerin gerçekleştirilmesi ve desteklenmesi şarttır. Projelerin içinde, kısa, orta ve uzun vadeli planların düzenlenmesi ve uygulanması esnasında, sivil toplum örgütlerinin ve sendikaların desteği dışlanamaz. Beşeri gelişimler için, beşerinin gereği olan insan faktörünü göz ardı ederek, suçlu ilan ederek, hiçbir yere varılamayacağı artık anlaşılmalıdır.

Bahsi geçen örgütlenmelerin, toplumun tüm kesimlerinin ihtiyaçlarının anlaşılmasında kaçınılmaz unsurlar olduğunu reddedebilir misiniz? Bu örgütlerin her bir şey dile getirme gayretlerinde polisi onların önüne dikenler bilmelidirler ki,  aslında polisi halkın ta kendisine karşı kullanmaktadırlar. Polisi yoksul olan, çaresiz olan, işgücünden ve fırsatlardan faydalanamayan insanların önüne dikiyorlar.

CTP/BG-ÖRP iktidarı sırasında, Sonay Adem’in bakanlığı döneminde, işgücünün planlanması ve eğitilmesi amacı ile kurgulanmış eğitim programları ve işsizler ordusunun korunarak sosyal koruma ağının geliştirilmesine yönelik gerçekleştirilmeye başlanmış çalışmalar, işte bu sebeple değerlendirilmeli ve sürdürülmeliydi. İşgücünün beceri ve yeterliliğini geliştirerek, istihdam edilebilirliğin artırılmasını amaçlayan bir sistem kurgulanması çalışmalarının belki de ta kendisiydi bu çalışma. Aktif işgücü yetiştirmek, mesleki eğitim sağlamak, işgücü uyum programlarını uygulamaya geçirmek, mesleğe yöneltmek, mesleki danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin sunulmasını sağlamak, iş arama stratejilerinin geliştirmek, işsizler, kadınlar, gençler ve engelliler gibi dezavantajlı grupların iş bulmasını kolaylaştırmak, girişimciliği özendirecek istihdam garantili eğitim programlarıydı yapılmaya çalışılan.

Ne oldu?

Bu kapsayıcı ve sürdürülebilir sistemi, gelir dağılımının iyileştirilmesi, sosyal kapsamı ve yoksullukla mücadele amacıyla değerlendirilebilecek bir pozisyona taşıyamadık. Kültürün korunması, güçlendirilmesi ve toplumsal diyalogun geliştirilmesi politikalarını birer birer yıkarak bugünlere ulaşmayı başardık(!) Hedefimiz bu muydu?

***

Sonuç yerine:

Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde maalesef kadınların, gençlerin ve engellileri istihdamlarının kolaylaştırılması için, ya düzenlemeler yoktur, ya da olanlar laf ola yasa satırlarında süs olarak bekletilmektedir.

Ne yazık ki planlamaları destekleyemeyen ve uygulamaları güçlendiremeyen; aktif işgücü programları kuramayan bir devlet yapısını, her gecen günü bizi yutacağı güne kadar besleyip devleştirmeyi sürdürmekteyiz.

Bilgi ve eğitim, teknolojik gelişmelerin de etkisi ile becerili işgücünün önüne geçiyorsa, elbette dönüşümümüzü buna göre ilerletmeliyiz. Fakat aşamamızın tam anlamı ile bu olmadığını hepimiz biliyoruz. Yine de, yeni iş kollarına uyumu sağlayabilecek eğitim ve rehabilitasyon ağlarını kurmanın ne çok pahalı ne de zor bir çalışma olacağına inanmadığımızı açıkça itiraf etmeliyiz.

O zaman yeni iş gücü alanlarına doğru açılabiliriz. Bu da nereden baksanız 15 yılı bulacak bir planlamayı gerektirecektir. 15 yıl uzun gibi görülebilir, ancak unutmayın ki adım adım iyileşen ve ferahlatan bir sistemin 15 yılından söz ediyoruz.

Anayasal değişiklikler için ne bekliyoruz?

Yasal düzenlemeler için ne duruyoruz?

Hayatı demokratikleştirmeye karşı, sendikal özgürlüklerin azaltılmasına yönelik, örgütlenme ve söz söyleme özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik çalışmaları niçin bir an önce gündemimize alamıyoruz?

Ayrıca, toplumsal cinsiyet ayrımcılıklarına ve dezavantajlı kesimler lehine koşulsuz yasal değişiklik taleplerine duyarsız kalmayı neden bir beceri sayıyoruz?

Sosyal devlet olmanın bir gereği de bu değil midir?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31