Organların toprağa değil insanlara verilmesi fikrini savunmuşumdur her zaman.

Benim organımla iki kişi hayata dönecek olursa öbür dünyada daha huzurlu olacağıma inanırım ki, benim gibi düşünenlerin çoğunlukta olduğunu biliyorum.

İslam dinide organ nakline cevaz veriyor. Türkiye’nin resmen üye olduğu İslâm Fıkıh Akademisi’nin 6 - 11 Şubat 1988 tarihleri arasında Suudî Arabistan’ın Cidde kentinde organ nakli hususunda aldığı karara göre kişinin yaşaması veya vücudunun bazı temel fonksiyonlarını yerine getirmesi kendisine bağlı olan organlar bir ölüden alınıp nakledilebilir. Bunun için tek şart ya bizzat ölünün vasiyetini ya da varislerinin onayının olması.

Ne var ki KKTC’de ölüden insana organ nakline izin vermiyor yasalar.

Sadece canlıdan nakil yapılabiliyor ülkemizde.

Sayıları 200’ü bulan böbrek hastaları ve birçok kalp hastası kadavradan organ naklinin yapılabilmesi için yeni yasalar bekliyorlar. Son derece aciliyet arzeden bu durum yazık ki yeni girdi gündemimize.

Geçtiğimiz gün, eşleri böbrek hastası olan üç hanım meclise geldi. Diyaliz hastaları derneği üyesi üç hanım. Çektikleri sıkıntılardan bahsettiler. Diyaliz yüzünden nasıl eve bağlandıklarını, yurtdışına çıkacakları vakit çektikleri eziyetleri anlattılar.

Organ nakli olsa rahatlayacaklar. Belki ömür boyu kontrol altında olacaklar ama en azından diyalize bağımlı olmaktan kurtulacaklar.

Ancak İngiliz sömürge döneminden kalma yasalar çağın ihtiyaçlarına cevap vermemesinin yanı sıra yaşam hakkı gibi en önemli konuda insanların elini kolunu bağlıyor.

Tüp bebek konusunda birçok ülkeye nazaran aykırı uygulamalar sergileyen ülkemizde yazık ki olması gereken uygulamaya cevaz yok.

İsteğe göre cinsiyetin belirlendiği, yasal olmayan şekillerde sperm-yumurta satışlarının yapıldığı bir ülkede kadavradan organ naklinin yapılamaması insanın canını daha fazla acıtıyor. Tüp bebek olayı tamamen duygusal (!) açıdan göz yumulan bir faaliyet olunca da, insanın öfkesi kabarıyor haliyle.

Eşitsizliklerin gün geçtikçe derinleştiği şu dünyada en önemli hakkın yaşam hakkı ve en önemli hizmetin sağlık hizmeti olduğu klişesini yeniden gündeme getirmeye gerek yok. Ortak çıkarların, karşıtların mutabakat ettiği alanları genişlettiğini herkes biliyor ancak bir ülkenin gelişmişlik kıstası da üniversite mezunlarının sayısıyla değil, sağlık ve eğitim hizmetlerinin kalitesiyle ölçülüyor.

Bir ülke vatandaşı hastalandığında yurtdışına gitmek zorunda kalıyorsa, dünyada birçok ülkede yasak olan tıbbi uygulamalar rahatça yapılabiliyorsa, hastanelere işyeri gözüyle bakılıyorsa (Bakınız;bu iş yerinde grev var…”, kişiler acil servis kapılarında can veriyorsa, bir sel olduğunda hastanede 8 kişi ölüyorsa, üniversite mezunlarının çokluğuyla öğünüp “farklıyız be gavolem” demek abesle iştigaldir.

Sözün özü, istendiği zaman, istenen yasanın anında geçirildiği ülkemizde, organ nakli yasasının ivedilikle geçirilmesi gerekmektedir. Varoluşun sadece izafi boyutta ele alınmasını benim vicdanım reddediyor, öncüller konusunda bir düzenlemeye gidilmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31