Dün telefonla arayan bir arkadaş, Türk aydınlanması ile ilgili söylediklerimi işitince, “bunları niye yayınlamıyorsun?” diye sordu… Nedir mesele?

Batıda genellikle alttan gelen devrim; bizde üstten yâni saraydan gelmiştir! Osmanlı’da batılı anlamda bir burjuvazi gelişmemişti ve üretimin dinamizminden gelen bir sınıfın talepleri değil; devletin kapıkullarının “devlet”i koruyup kollama içgüdüsü idi yenileşme taleplerinin altında yatan!

Mareşal Moltke, daha 1839’da şöyle diyordu:

“Her iki memlekette (Türkiye ve Rusya NB) de devrim halktan gelmemiş, tersine kendilerine yukarıdan zorlanmıştır; her ikisinde de halklar muhafazakâr, hükümetler ilerici unsurlardı, çünkü sadece devlet dümeninde oturan insanlar... bir yenileşmenin zorunlu olduğunu anlamışlardı.”[1] “Genç Osmanlılar, bir bakıma bürokrasinin üst katmanlarına karşı direnişe geçmiş memurlar topluluğudur”[2]. “ Büyük Reşit paşa’nın kurduğu takım içinde en öne çıkan kişi, Şinasi’dir. Hükümet adına Paris’e gönderilen Şinasi, Büyük Reşit Paşa’nın yetiştirmesidir. ...Kasidelerinde Mustafa Reşit Paşa’yı,… ‘medeniyet dininin resülü’ diye övecek kadar ölçüyü kaçırmıştır”[3]  Sadrazamın adamı, ona tapan bir “devrimci”!

“Mustafa Fazıl Paşa’nın Namık Kemal ile ilişkisi bilinmektedir... Bu yeni aydınların yurt içi ve yurt dışındaki hizmetleri karşılığında masrafları bağlı oldukları kişilerce sağlanmıştır!”[4] Mustafa Fazıl Paşa, Mısır Hidivi’nin kardeşi olup; hidiv, oğlunu veliaht tayin edip, padişah da onayladığı için, 1876’da Paris’e yerleşerek Genç Osmanlılar’ı desteklemeye başlamıştır! “ Ziya Paşa, Namık Kemal, Ali Suavi... Mustafa Fazıl Paşa’nın davetine uyarak Paris’e gitmiş ve maaşa bağlanmışlardır.”[5] Mustafa Fazıl Paşa Abdülaziz’in Avrupa seyahati esnasında padişahla anlaşınca, bunları yüzüstü bırakarak, İstanbul’a dönünce; bunlar da dağılıp, ayrı ayrı başkente dönmüşler ve başka başka kapılara kapılanmışlardır. “Kapı önündeki bu kavgada bütün sorun, bazı kişilerin devlet yönetiminde bazı yerlere yükselebilmesi, ve adamlarını devlet kapısına yerleştirebilmeleridir. Eski Osmanlı kapıkulları kavgası, temelde önemli bir değişiklik göstermeden sürmektedir.”[6]

Dolayısıyla, bu insanlar farklı bir ideoloji edinseler bile, farklı bir zihniyete sahip olmaları, ancak kendilerini de aşabilmeleri ile mümkündü. Bu özel yapı, Osmanlı’da devrimin kopmayı değil; yapıyı tamir etmeyi hedeflemesini sağlamıştır zira öncüsü yapının bizzat sahibi olan saraydır.” Tanzimat Fransız İhtilali’nden etkilenmemiş, tam tersine ona karşı bir düşünce olarak geliştirilmeye çalışılmış bir düşüncedir!”[7] 

Yani, Osmanlı “ilericileri” dünyanın ve tarihin dayattığı “ulus devlet”in gerekliliğini anlamamışlar; zaten yenilip, yapacak başka bir şey kalmayana kadar ona direnmişlerdir.

Bizim, böyle özel bir kafa yapımız vardır!

--------------------------------------------------------------------------------

[1] - Helmuth von Moltke.  Türkiye Mektupları s.  388-389 Remzi Kitabevi : İstanbul,1995

[2] İ. Ortaylı. Imparatorluğun En Uzun Yüzyılı.  s.  270

[3] - Ertan Eğribel- Elif Süreyya Genç.  Sosyoloji Yıllığı s. 153.  İst. Univ.  Ed. Fak.  Yayını:  İstanbul: 2001

[4] - age s. 154

[5] - age s. 156

[6] - Prof.  Baykan Sezer.  Zikr.  Eğribel-Genç age s. 157

[7]  İlber Ortaylı, age.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31