Halkın Sesi gazetesinde Altay Sayıl’ın hazırladığı bir sayfası vardır.  İnanın gazeteyi aldığımda şöyle bir karıştırıp okumak için gözlerimi ilk diktiğim  sayfa   “Halkın Sesi’nin elli yıl önceki haber ve Dr. Küçük’ün yazılarından derlenen”  bu sayfadır.

Alıntı ve derlemeler  elli yıl öncesine,  yani  1962 yılına ait.  Nitekim dün de söz konusu sayfasında o 50 yıl öncesinin  haber ve   yorumlarını aktaran Sayıl,  Toplum Lideri Dr. Fazıl Küçük’e  ait,  konusuna  “halkın omuzlarında taşınan Dr.  Fazıl Küçük”  diyeceğimiz bir de fotoğraf yayımladıydı. 

“Sayıl’ın da anlamlaştırdığı  ve  “her zaman halkla iç içe gönül gönüle olmuştur”  dediği  o tarihi fotoğraf önceleri de Halkın Sesi sayfalarında şu veya bu nedenle yayımlanan ayni fotoğraftır.  Ve eğer fahiş bir hataya düşmüyorsam o karede ben de varım diyeceğim. Çünkü çekildiği tarih 1960’lar öncesidir,  Doktor Mağusa’yı ziyaret etmektedir.  Kendisini büyük bir kalabalık ve Namık Kemal lisesi öğrencileri olarak karşılarız.  Bir ara nasılsa ve tam da Mağusa’nın Akkule giriş kapısı köprüsü üzerinde Eşber Serakıncı ile Doktor’u omuzlarımıza alırız.  “Aman oğlum,  yavaş oğlum”  derken rahmetlik Şemmedi arkadan koparak gelir o müthiş gücüyle bizi iteleyip,  Doktor’u kaptığı gibi   omzuna oturtur.  (Bu fotoğrafa sonra yine döneceğim.)

Devre devre bu tip heyecanları yaşarız.  Mesela     Türkiye’den Kıbrıs’a Mehter takımı da   geldiydi.  Ağustos ayında bir gündü.   Yılını hatırlayamıyorum. Ancak müthiş bir olay olmuştu.  Gösterileri büyük kalabalıklar tarafından izlenmişti.   

Nitekim    Mağusa’da  Akkule mahallesinde kalan Ermeni Kirkor efendi,  Mehter takımının da gelişini gördükte  arkadaşım Dinçer Hasan Raif’e şöyle dediydi:   “Bu iş bitti. Türkiye önce  hocalarını gönderdi.  Şimdi mehteran takımını.  Hiç merak etmeyin   yakında askeri  de gelir…”

Kirkor efendi İzmir’den göç eden bir uyanık adamdı.  Sözünü ettiği hocalar  Namık Kemal Lisesi’ne gelen öğretmenlerdi.  Ardından ünlü Eğitim bakanı Hasan Ali Yücel de geldiydi.  Mehter takımı derken,  1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulması ile birlikte garanti anlaşması nedeniyle  Türk askeri de geldi ve geliş o geliş.  Türkiye  o günden beridir içimizdedir…  (Bu dediğime bir mim koyun çünkü yeniden hatırlatacağım.) 

O RUH YAŞAMAKTA MIDIR:  Türkiye’yi biz istedik.  Biz çağırdık.  İçimize biz soktuk.  Olay, adı konmamış bir siyasi irade sonucunda  “self determinasyon hakkının Türk halkı tarafından  kullanılmasıdır.”  Var oluş mücadelesindeki  tercihini Türkiye’den yana yapmış,  onu adaya  mücadelesini vererek çağırmıştır. 

Ancak sonradan  iki cami arasında bî’namaz kalınmıştır!  Çünkü ne çözüme ulaşılmıştır ne Türkiye ile bütünleşme sağlanmıştır!  Ne Rum’la anlaşma olabilinmiştır ne de kendi içimizde kendimizle  barışık kalabilmişizdir! 

Bir zamanlar öğretmenleri,  mehter takımları,  askeri,  paşaları,  parası,  memuru,   maddi manevi her türlü yardımları ile  “kurtarıcımız”  dediğimiz Türkiye’yi  gururla ve sevinçle karşılarken;  gün gelmiş içimizdeki bir kesim,    “Türkiye’yi askeri ve insanlarıyla birlikte adadan uzaklaştırmak için mücadele başlatmışlardır!”  

YANİ:  Türkiye’yi adaya biz getirdik,  Onlar götürmek için çabalıyorlar!”  İtiraf edelim ama.  Ortada böylesi bir  siyaset garabeti varsa, yarısı Ankara’nın eseridir!  

***

SURİYE’Yİ İZLİYORUZ

Tabi ki bu izleme  Kıbrıs’la benzeşmesi nedeniyle değildir.  İlgisi de olmamalıdır.    Fakat Suriye ile Kıbrıs   Ankara’nın dış politikası kapsamında değer yargılarının  “başarı ve başarısızlık”  mihengine vurdu muydu,  ayni potanın içinde  yorumlanabilirler.         

MESELA:   Halep   Türkiye sınırının hemen kenarında, Türkmenlerin çok yoğun olduğu,  büyük olasılıkla Türkiye’nin maddi ve manevi yardımlarını da  alan bir bölge.  Haberlere bakılırsa  Suriye askerleri tarafından darmaduman edildiler…  Kimbilir orada kaç Türkmen öldürüldü,  göçe zorlandı…

Sonuçta Halep Suriye askerleri tarafından tutun ki Türkiye’ye rağmen düşürüldü.  Hem de  bölgedeki siyasi stratejisi ile birlikte! Olanlar ise  Türkiye’ye güvenen o bölgenin halkına oldu… 

IRAKTA’Kİ BENZER OLAY:  1957’lerde Irak’ta yaşanan benzer bir olayı  Mağusa’nın ilk Sancaktar’ı  Şefik Karakurt anlatırdı:  Irak’ta Türkmenler’in yoğun olduğu bölgede aynen bizde olduğu gibi “teşkilat” kurulmuş,  insanlar eğitime tabi tutulmuşlardı.   1958’de Kral Faysal’a karşı yapılan darbede ilk kıyılanlar da Kerkük bölgesindeki o Türkmenler oldulardı.  Bir iddiaya göre milyon Türkmen kıyım  kıyım  kıyılarak göçe zorlandılardı…

Ve o örgütlenmelerin Irakta’ki görevlisi  Karakurt bu feci olayı anlattıktan sonra şöyle derdi:  “Şimdi geldik sizi de örgütlüyoruz ya,   Allah acısın,  inşallah sonunuz onların sonuna benzemez !”

Dediği nisbeten olduydu.  1963’de de  1974’de  de Rum milisleri tarafından kıyıma da uğradıktı,  göçe zorlandıydık.

FAKATTT: Hani  yukarıda  “o günden beridir Türkiye içimizdedir dedikten sonra buna mim koyun”  dedikti ya.  İşte şimdi ne demek istediğimizi söyleyeceğiz: 

Dış ülkelerdeki Türkler Türkiye’nin bütün ilgi ve yardımlarına karşın   Kıbrıs Türk halkı dışında hiç biri de ayakta duramadı.  Niçin bilir misiniz?  Çünkü hiç birisinde   Türkiye fiilen ve anlaşmalardan doğan hakkı ile yoktu!  Bu hakkı Türkiye ilk kez  Türk toplumunu garanti anlaşmaları ile koruma yükümlüğünde elde etti.  Dayanıyorsak,  var oluyorsak bu nedenledir.  Gelin bu dediğimizi de açalım:             

*****

SURİYE ELDEN KAYDI MI:  Galiba!    Bundan sonra Beşar Esat kaybetse de Türkiye kazanmaz  diyelim  ve   çizmeden yukarı çıkmadan  ekleyelim.     Bakın Türkiye’yi değil fakat   Ankara ve politikasını  kıyasıya eleştirebiliriz.  Canımızı sıktığı için olmadık siyaset maskaralıkları ile dışlamaya çalışabiliriz…

Fakat itiraf edelim.  Türkiye bu adadan elini tırnak kadar çekse Rum topumuzun birden canına okur.  Tek korkusu Türkiye’nin  adadaki varlığı ve gücüdür.  Türkiye çekip gitse bu Rum yirmi dört saatte Girne’ye Yunan bayrağını diker sonra da    “işte vatanımı kurtardım”  diyerek dünyaya meydan okur… 

Kimseler de gıkını çıkaramaz!  Değil mi ki Rum halkı işgal altındaki topraklarını kentlerini geri aldı!  Alkışlayıp kutlarlar bile!  Ha,  eğer diyorsanız ki BM’ler var,  AB var falan,  işte Suriye!  Çin’le Rusya’nın vetosu Esat’ın istediğini istediğince yapmasına yetip arttı bile.

Onun için aklınızı başınıza toplayın.  İşte Suriye,  işte Batı Trakya,  İşte Irak’ta olanlar,  Ermenistan’la Azerbaycan ve ilahi…  

Kuzey Kıbrıs’a  Kıbrıs Türk halkının yurdu olarak sahip çıkmaktan başka hiçbir siyasi şansımız yoktur. 

(VE GELELİM O FOTOĞRAFA:  Sayıl nerede çekildiğini bilecektir.  Mağusa’da ise ve dediğim gibi  büyük bir yanılgıya düşmemişsem, Doktor’un hemen sağında ellerini çırpan ben olmalıyım.  Öndeki uzun boylu genç,  geçen hafta Rahmetlik olan Tayfun arap olmalı. Doktor’u  sol tarafta omzunda tutan da  Şemmedi.) 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31