Uzun zamandır farkında değildim!

TV dizilerine niçin gıcık olduğumun?

Dün sabah, ansızın farkettim…

Söyleme hasta oluyormuşum meğer! Her dizide, birtakım “soylu” aileler var!

Hepsi de “holding” sahibi…

Yeşilçam’a kurban olayım…

O zamanlar, zenginlik bir farrika ile sınırlı idi…

Bir de kayık gibi “Şervole” oldu mu tamam…

Şimdi tabii zaman değişti! Uçak da olacak, gemi de…

Ona diyecek yok, tamam!

Amenna…

Ama soyluluk?

Osmanlı neden yıkıldı, biliyor musunuz?

Sanıldığı gibi padişahların yeyip içmesinden değil!

Örneğin 2. Abdülhamit, kalp krizi geçirip öldüğü gece ne yemiş biliyor musunuz?

Bir lüfer ızgara ile, dört adet ızgara köfte… 

Hastalanınca da “Oburluk ettim, köfteler fazla geldi” demiş…

Hazımsızlık sanmış rahmetli!

Devlet, yemekle batmaz…

Dört köfte, devlet mi batırır?

Fatih, İstanbul’u aldığı gece, kafasındaki plânı yürürlüğe koyarak, Osmanoğulları ailesinden başka, bütün aristokrat Türkmen ailelerini, ya yoketti, ya etkisizleştirdi.

Başta, Candaroğlulları!

Böylece Bizans’ta olduğu gibi, sıkıştıkça tacı devralmayı talep edecek alternatifleri, ortadan kaldırdı!

Bu yapı, Osmanlı’nın özgün yapısıdır.

Batıdan farkı da budur… 

“Merkezileştirilmiş, tek kişiye bağımlı kendine has bir feodalizm”!

Aristokrasi, yok…

Bir tane “soylu” aile var: Osmanoğlu ailesi! O kadar…

Başlangıçta, hani bize mekteplerde “Yükselme Çağı” denilen dönemde, bu yapı devletin dev adımlar atmasına neden oldu…

Ama resmi tarihin “Duraklama Devri” dediği zaman gelince, yerel otorite yokluğu, taşrada sermaye birikiminin, değerlendirilmesinin önüne geçti!

Yalnız tarımdan değil, örneğin ipekçilikten v.s. de üretilen muhteşem kaynaklar, yerel otorite bulunmadığı için, kapitalizme evrilemedi!

Ortaya bir burjuvazi (halâ) çıkamadı…

Ticaret kapitalizme evrilemediğinden, sanayii de gelişemedi!

Bunun yerine, yabancı kapitalizm ülkeyi işgal etti.

Fransız Kapitülasyonları’nın genişletilmesi ve son olarak da 1839 İngiliz Ticaret Anlaşması ile batının sanayii ürünleri, dokuma dahil ülkede sanayii bırakmadığı gibi, ticareti de mahvettiler.

Ortaya çıkan mali bunalımı atlatmak hevesi ile Abdülmecit döneminde başlayan batıdan (İngiltere) borçlanma da ayni sebepten hiçbir işe yaramadı ve sonunda Duyun-u Umumiye kurularak, devletin bütün gelirlerine, alacaklılar el koydu!

Devlet, devlet olmaktan çıktı…

O çağda ortaya çıkan iki taşra aristokratı aile, Karaosmanoğulları ile Çapanoğulları bile, merkeziyetçi anlayış nedeni ile etkisizleştirildiler.

Osmanlı’nın yıkılış öyküsünün çok kısa bir özeti, budur…

Kendine has feodalitesi’nin, merkezi yapısı dolayısıyla, burjuvazi doğmasına ve kaynakların kapitalist üretime evrilmesine izin vermemesi!

Merkezi yapı!

Yâni aristokrasi yok!

Bugünkü Türk burjuvazisinin iki büyük dalı Koç’ların dedesi, Vehbi Koç’un babası, Ankara’da bakkaldı…

Sakıp Sabancı’nın babası Hacı Ömer Sabancı ise Adana’da hammal…

Ne aristokrasisi?

Olsaydı, Osmanlı batmazdı!

Meğer ben bu dizilerdeki çakma aristokratlara hasta oluyormuşum!

Farkında değilmişim…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31