Aylardır, memleket UBP Kurultay’nın hesaplaşmaları ile uğraşıyor.

Normal bir memlekette, UBP’nin iç işidir ve kimseyi ilgilendirmez denilip geçilecek bir durum, bizde neden memleket meselesi oluyor? Çünkü son yıllarda, bizde başbakanı parti kongrelerinde seçmek gibi bir garabet moda oldu da ondan! Normal bir parlamenter sistemde, hatta normal bir yarı başkanlık sisteminde, başbakanı halk seçer! Çünkü ya iktidarın sahibidir veya yarı başkanlık sisteminde olduğu gibi, ortağı! Ve “temsili demokrasi”de, memleketin erkini elinde tutan, bunu halk adına yapar! Parti adına değil… Bu bakımdan doğrudan halkın onayından geçmemiş birinin o makamda oturması, hem ayıptır ve hem de demokrasinin ruhu ile bağdaşmaz!

Zaten bizim anayasamızda bile, başbakanlık görevinin nasıl verileceği anlatılırken, parti başkanından bahsedilmez! Cumhurbaşkanı, “Mecliste çoğunluğu sağlayacağına inanılan” bir milletvekiline verir görevi, denilir! Çoğunluk grubu başkanı da olan, parti başkanına görev verilmesinin nedeni, pratik olarak meclis çoğunluğunu en kolay onun sağlayacağı varsayımıdır. Ve bundan dolayı normal demokrasi geleneklerinin düzgün işlediği memleketlerde, siyasi partiler, seçimden önce başbakan adaylarını da açıklarlar! Bunun ille başkan olması gerekmez! Halk, bunu bilerek oy verir ve başbakan adayınızı ya onaylar, veya reddeder!

Çünkü, yalnız siyasette değil, yönetim sanatının her düzeyinde “yetki ve sorumluluk” eşit dağıtılır! Yetkili ama sorumsuz, ya da sorumlu ama yetkisiz birinin, yönetmesini beklediğiniz mekanizmayı idare edebilmesi, mümkün değildir! Yetkiyi kullanacaksınız! Peki, kimden aldınız? Ve kime karşı sorumlusunuz? Bu yetkinin asıl sahibi, bir ülkenin halkı olduğuna göre onu yönetme hakkı ve yetkisini de ondan alırsınız! Birkaç yüz delegenin, partilerini yönetme hakkını istedikleri parti mensubuna vermeye hakkı vardır ama ülkeyi kimin yöneteceğine dair birini yetkilendirmeye ne hakkı vardır, ne de yetkisi… ABD’de ve TC’nin ilk yıllarında olduğu gibi iki dereceli seçim yaparsanız, yani halk, ikincil seçmenleri, kendilerini yönetecek kadroyu seçme yetkisi ile donatırsa, o başka… Bir partiye üye olup, delege seçilmek, böyle bir yetki vermez!

Biz, bütün kavramların içini boşaltıp, kendimize has bir ucubeye çevirdiğimiz gibi, parlamentarizm, demokrasi, partiler demokrasisi kavramlarını da kendimize benzettik! Bu sistem partiler demokrasisi midir? Değildir! Çünkü Cumhurbaşkanı’nı halk seçiyor! Adam %51 oy almazsa, oraya oturamıyor! Hangi partinin böyle bir desteği var? Peki bu Başkanlık Sistemi midir? Gene değildir çünkü cumhurbaşkanı’nın hiçbir yetkisi yok! Genel seçimle geliyor ama parlamenter sistemin yetkileri ile donatılıyor! Sorumlu ama yetkisiz! Yarı başkanlık mıdır? Bakın Fransa’ya… O da değildir!

Başbakan, cumhurbaşkanı seçiliyor ve partisinden bir arkadaşını başbakan tayin ediyor! Her konuda yetkisiz ama seçimle gelinmesi gereken memleketin en güçlü makamına, bir ahbabını tayin etmeye yetkili! Başbakan, yetkili ama sorumsuz! Yetkiyi sahibinden değil, cumhurbaşkanı’ndan almış! Ve sonra başkan, hiçbir yetkisi olmadığı ama memleketi siyasetinin en çok oy almış motifi olduğu için, bütün yetkileri kullanan ama o kadar oy desteği olmayan başbakanla, çelişkiye düşüyor!

Ne yapılmalıdır? İlle böyle devam edeceksek, halkın seçtiği başbakan, cumhurbaşkanı olursa, seçime kadar vekâleten görevini sürdürüp, hemen erken seçime gitmelidir! Halktan başka insana başbakanlık görevi verecek, hiçbir makam yoktur ve olmamalıdır… Parti başkanı olmak başka, başbakan olmaksa bambaşka bir iştir… 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31