UBP’de yapılan ve “parti içi dengeler adına gerekli” olduğu açıklanan kabine değişikliği, belli ki yeterli dengeyi sağlayamadı.

Şimdi Başbakan İrsen Küçük’ün başı, Bakanlık beklentileri cevap bulamayan milletvekilleriyle dertte. O kadar ki, bu tepkiler açıkça medyada dile getirilirken, meclis toplantılarını doğrudan sabote edecek noktaya geldi.

Dün Genç TV’de Didem Tavukçu’nun sorularını yanıtlayan, Mehmet Tancer’in açıklamalarını ibretle izledim.

Bir siyasetçinin ağzından, ülke siyasetinin geldiği ve artık kendini açıkça ifade etmekten de çekinmediği noktayı, son derece iyi özetler nitelikteydi, söyledikleri.

Ne diyordu Tancer?

Öncelikle, Güzelyurt ve Girne bölgesinde Bakanlık beklentilerinin bu şekilde olmadığını vurguluyordu. Ve “Güzelyurt ilçemizin böyle bir küçük bakanlıkla yetinmek durumunda kalması örgütümüzü rahatsız etti” diyordu.

“Biz mesajımızı verdik, mesaj gideceği yere gitti, Çarşamba günü mecliste olcağız” cümleleri de yaşanan nisap sorununun dayandığı sığ kavgaların itirafından başka bir şey değildi.

Şimdi bu mesajın gittiği adresten muhtemel beklenti, yeniden bir denge kurulması. Ancak muhtemelen bu kurulacak denge de bir başka denge sorununu çıkarmaya aday olacak.

Ama kapalı kapılar arkasında öfkeli partililere, yakın bir gelecekte yeniden bir kabine değişikliğinin gerçekleştirileceği sözü veriliyor.

Ve hemen Mehmet Tancer, bu dönem olmadı belki diğer dönemde Bakan olabileceği mesajını da veriyor programda, yine muhtemelen bu beklentilerden cesaret alarak.

Yani eğer dayanabilirse, bir 3. Küçük hükümeti de eli kulağında gibi duruyor. Zira, istifalardan, yeni parti senaryolarına, yeni kurultaydan Ertoğruloğlu’nun partisine katılmaya kadar türlü tehdit ve senaryolar var gündemde.

Burada beklentilerini dile getirmekten ve medya karşısında koltuk kapışması yapmaktan çekinmeyen milletvekilleri kadar, Genel Başkan Küçük de aynı derecede sorumludur. Belli ki, UBP içinde liderlik boşluğu doldurulamadı ve bu yöntemlerle de doldurulabilecek gibi değil.

Ama bu tavırları yine vaatlerle karşılamak ve iş başına geldiği günden beri kendi parti içi kavgasına yapışıp, icraat yapmaktan aciz halde kalmak da bir yöntem değil.

İrsen Küçük, ya partisini toparlayıp, kamuoyunu bu sığ parti kavgalarından kurtaracak, ya geri adım atıp, olası bir başka kaosa davetiye çıkaracak ve kavga rüzgarlarında savrulmaya devam edecek, ya da gidecek!

İzleyicilerden gelen tepkili mesajları ve hükümetten icraat beklentilerine karşı Tancer’in yayındaki yanıtı da yazık ki, içinde boğulduğumuz aymazlığa bir başka örnek vermekten öteye gidemiyor.

Ne mi diyor?

“Biz yakında nüfus sayımı yapacağız. Sonra bu rakamları, Türkiye’nin önüne koyup, bir program sunacağız ve bu program temelinde taleplerimizi dile getireceğiz.Türkiye her zaman bize destek vermeye hazırdır, yeter ki, biz program sunalım” diyor.

Aslında Başbakan’ın kalabalık nüfusla kastettiği, Türkiye’den gelen nüfusun harcamalarının, aslında bütçeyi zorladığı ortaya konularak, daha fazla para talebinde bulunulacağını, anlıyoruz Tancer’in sözlerinden.

Peki bu gelecek olan kaynak nasıl kullanılacak?

Önemli bir müjde veriyor, Tancer;

“O verileceklerle 2004’de işten çıkarılan UBP’li kardeşlerimize istihdam sağlayacağız. Ve 16 bin işsize iş vereceğiz” diyor. Başbakan’ın da yakında bu müjdeyi açıklayacağını muştuluyor.

İşsizlik sorunu mesela özel sektörün geliştirilmesiyle aşılabilir bile demiyor.

İş demek kamu demek! Ve kamu demek, siyasetçinin oy kapısı demek!

Yani gönderdiğin vatandaşının karnını da sen doyur diyerek Türkiye’den alınacak olan kaynaklar, yine kamuda yandaşlara istihdam sağlamak için kullanılacak. Ve yıllarca kamunun sırtına basıp, aş ve iş üzerinden havuç sallayarak siyaset yapmaktan öteye geçemeyen siyasetçiler, koltuklarını tutmaya devam edecek.

Bugün geldiğimiz noktada bizi yutan ve aslında yok oluşumuzu hızlandıran mevcut sistemin değiştirilmesi ve bu çarpık ekonominin düzeltilmesi için çalışılması şarttır.

Ama bugün bir taraftan aldığı gelişigüzel tedbirlerle ekonomiyi daraltırken, bir taraftan da yandaşlara menfaat sağlamanın ötesine geçemeyen bir hükümet hala koltuğunda oturup, şımarıklıkla koltuk kavgasına tutuşabiliyorsa, bunun sorumluluğu biraz da toplumsaldır.

Özellikle sol partilere bu noktada son derece ciddi bir görev düşüyor. Bir an önce bir projeyle toplumsal zeminde yakalanan ortaklığa sahip çıkılması ve bunun ileriye taşınarak içinde bulunduğumuz yapının revizyonu için çalışılması lazım.

Sendikalara da büyük görev düşüyor. Partilerle kavgaya tutuşmak ve sokakta artık ne olduğu anlaşılmayan kalabalıklar toplayarak gürültü yaratmaktan öte, yol haritası oluşumuna ve bir revizyona destek verebilecek olgunluğa ve sağduyuya kavuşmaları gerekiyor.

Yazık ki bugün yaşanan her şeye rağmen, bu olgunluk ve sağduyudan hala yoksunuz.

Umarım çok geç olmadan, bu gafletten birlikte kurtulabiliriz!

Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31