Turizm dönemine girdiğimizin irdelendiği bugünlerde şunu vurgulamak gereğini duyuyorum: Ülkemiz, turizmde belirli bir döneme şartlanmayan, yılın on iki ayında turizmi dolu dolu yaşatabilecek ender coğrafyalardan biridir. Turizm potansiyeli yüksek bir ülkeye sahip olmak Tanrı’nın bize sunduğu nimet…

   Fakat o nimetten ne denli yararlanabiliyoruz?...

   Bu sorunun yanıtını geleneksel tatil dönemlerinde net biçimde alırız…

   O dönemlerde, kumarhanesi olan bol yıldızlı otellerde tam bir izdiham yaşanırken, ülkemizin sadece doğa güzelliklerine yaslanarak otelcilik işlevini yerine getirmeye çalışan cümle şirin tesislerimiz çok az sayıda turist çekebilir. Bu şirin tesislerimizin çekebildiği turistler de zaten özel dinlencesine çıkan Kıbrıslılar… 

   Acı gerçeğimiz şu ki, Kuzey Kıbrıs’ın kumarhaneler dışında da ilgi alanlarının bulunduğunu turistlere yeterince anlatamıyoruz… Böyle olunca da, turistlerde giderek yaygınlaşan inanç, ülkemizin sadece bir kumarhane cenneti olduğuna dairdir…

   Bir ülkenin özelliklerinin propagandasını en yaygın yapanlar yine turistlerdir. Gelgelelim bize rağbet eden turist profili ülkemizi teşriflerinde sadece lüks kumarhane otellerine kapanıp kaldığından, bu profilin mensupları  ülkelerine döndüklerinde haliyle çevrelerine sadece o bulundukları mekânların tanıtımını yapabilmektedirler

 Sinema filmleri,  televizyon dizileri ve magazin programları gibi görseller önemli propaganda aracıdır… 

   Gelgelelim son yıllarda ülkemizde çekilen filmler, magazinler ve diziler de kumarhane olayına odaklanıyor…  Kuşku yoktur ki, kumarhane işleten büyük otellerin görsel yapımcılara sağladığı promosyonun bunda büyük etkisi var…    

   Türkiye medyasının  magazin yayınlarına baktığımızda da hep o değişmez formatla yüzleşiriz.:  Bize dair yankı bulan beylik konular kumarhanelerimiz,  bu kumarhanelerin organizasyonuyla ülkemize gelen popüler sanatçılar ve onların değişmez izleyici kitleleri…

Olayın asıl tuhaf yanı şu ki, o eğlence etkinliklerinin içinde çok az sayıda davetli Kıbrıslı Türk olduğu halde, Türkiye medyası Kıbrıslıları “vur patlasın, çal oynasın” modunda göstererek, Türkiye kamuoyunda  hakkımızda olumsuz ve haksız izlenimlerin ve de eleştirilerin oluşmasına da çanak tutuyor… Oysa ekonomik krizin acımasız sarmalında olan Kıbrıslı Türklerin halini Tanrı bilir!..  

   Geleneksel kumar tutkunu turistlerin ve onların çevresindeki gösteri ekiplerinin ülkemizi tanıtımı bu denli sakıncalı ve bu denli sınırlı kalınca da, turistik potansiyelimizi tüm yönleriyle dünyaya tanıtma misyonunda iş bizlere kalmaktadır. Artık bunun bilincine mutlaka varmak zorundayız. 

   Hiç kuşku yoktur ki, kumarhanelerden başka ilginçlikler, cazibe merkezleri de var Kuzey Kıbrıs’ta… Hatta kumarhanelerden daha parlak, daha albenili, daha sihirli ilginçlikler… 

   Tarih ve doğa, turistik nimetleri ülkemize bahşetme bağlamında oldukça cömert davrandı… Ülke genelinde gözlemlenen hunharca davranışlara ve kirletme paranoyasına karşın, o tarih ve doğa zenginlikleri var olabilme adına direnmekte berdevamdırlar…   

   Biz bu ülkesel gerçeğimizin tanıtımını yapabilseydik; evet tatillerde kumarhaneli oteller yine tıka basa turistle dolar ama, onların yanı sıra, kumarhanesi olmayan oteller de elbet kapalı gişeyi oynarlardı… Ülkemizin özel ilgi alanlarına duyarlı turistler de bu tesislerimizi doldurabilirlerdi… Oralardan turlara çıkabilirlerdi… Esnafımıza ekonomik  esenlik dağıtabilirlerdi…

   Kuzey Kıbrıs, enfes bir iklimin sarmalında, işte tüm uğraşlarımıza karşın (!) bozamadığımız o doğal ve tarihsel zenginliklere, kültür miraslarına, turiste alışık ve turisti seven uygar bir nüfusa sahip. 

   Hele çok başarılı ve verimli bir inanç turizmini tetikleyebilecek öylesine dinsel ve tarihsel bir mirasla haşır neşiriz ki, anlatılır gibi değil… Diyeceğim o ki, inanç turizmi bağlamında etkin bir tanıtımı başarabilsek, tarih boyunca kültürlerin ve inançların geçit yolu olan şu güzelim Kuzey Kıbrıs, “ikinci bir Kudüs” olabilir…

   Biz, Rum’un bir turizm merkezine dönüştürdüğü Güney’den çok daha zengin ve şanslıyız o bağlamlarda... Ama bu zenginliği ve şansı lehimize kullanamıyorsak beceriksizliklerimize yanalım!..

   Kuzey Kıbrıs devletimizin erken dönemlerinde, henüz kumarhane konseptinin bilinmediği ve başlamadığı o masumiyet günlerinde,  işte sözünü ettiğim o zenginlikler ve güzellikler sayesinde küçümsenemeyecek oranda turisti çekmeyi başarıyor ve onları bugünkü tesislerimizden çok daha mütevazı mekânlarda ağırlayabiliyorduk…

   Kuzey Kıbrıs’ımız,  o günlerde her ulustan kaliteli turistin doğal güzellikler ve kültür mirasları ortasında keyif ve coşkuyla salındığı, sinesinde mutlulukların ve huzurun arandığı  bir ülkeydi… Özellikle Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, İsrailliler ülkemizin müdavimleriydiler… Hani nerede şimdi onlar?..  

   Hey Tanrım!...O günlerden bu yana köprülerin altından hangi sular akıp gitmiştir ki, bu ülkede artık “turizm” denildi mi akla ilk gelen ille de  kumarhaneler olmaktadır?..

Köprülerin altından akıp giden o suların neleri de beraberinde süpürüp götürdüğünü belirlemek ve eksilenleri, yitirilenleri yeniden yerine koymak devletsel ve toplumsal çıkarlarımızın gereğidir… 

  Ve sanırım toplumsal boyutta öyle bir çabaya girişmemiz halinde belirleyeceğimiz en büyük eksikliklerden biri, çağdaş ve yeterli tanıtımsa, öteki de turisti ürkütmeye ve kaçırmaya başlayan çevresel hoyratlıklarımız, gemi azıya alan çöplüklerimiz ve duyarsızlıklarımızdır…  Artık silkinelim ve kendimize gelelim. Bindiğimiz dalları habire kesmekle hiçbir yere varamayız…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5