Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve tüm diğer siyasi partilerde elbette liderlik yarışı, aday sıralaması yarışı, parti meclisine girebilme yarışı, MYK’ya seçilebilme yarışı olacaktır.

Bunlar olmazsa; parti içi demokrasilerin gelişmesi mümkün değil.

Ancak bu yarışın, usulüne uygun olması – olgun bir demokratik ortamda gerçekleşmesi gerekmektedir.

Üçüncü dünya ülkelerinde veya tüm siyasi sahnesi kokuşmuş olan bizimki gibi ülkelerde, bu kokuşmuşluğu ortadan kaldırmak için, parti içindeki demokrasinin olgunlaşması, olmazsa olmazlardandır.

Elbette çekişme olmalıdır. Elbette herkesin lider olma hakkı da vardır. Ama, entrikacılıktan ya da bizdeki deyişle “gombinacılıktan” uzaklaşmayıp, hala şahsi çıkar amaçlı bir takım mevkilere ulaşmak için her yolu mübah sayarsak; demokrasimizin gelişme hızı – siyasetin temizlenme olasılığı hep düşük kalır.

Demek ki önce siyasetin, kişisel amaçlarla yapılmaması gerektiğini bileceğiz.

“Beni takıma almazsanız, bana bakanlık vermezseniz çeker giderim” yoktur siyasette… Olmamalıdır.

Kişisel hırs ve çıkar nedeniyle parti değiştirmek, kirliliğin en temel nedenleri arasındadır.

Elbette kırılabilirsiniz. Ama küsmeyeceksiniz. Küsüp de başka siyasi partiler kurmaya  veya başka siyasi partilere gitmeye yeltenmeyeceksiniz… Haaaa; kişisel sebeplerle parti değiştirmek ne kadar “ayıp”sa; kişisel nedenlerle partisinden ayrılanı kendi partinize kabul etmek de o kadar “ayıp”tır; bunu bileceksiniz…

KKTC’de bu gibi şeyler çok erken unutuluyor olabilir. Ama siyasetin güvenilir bir kurum haline gelebilmesi için, siyaset yapanların kişisel hiç bir çıkarının en azından “görünmemesi” gerekir.

Bizde, “ben şu mevkiyi istiyorum” diyerek, açık açık parti değiştirenler ve yeni partilerine kabul edilenler vardır.

Bizde, parti değiştirip bir yakınına mevki elde edenler de biliniyor. Oysa bu kişilerin en yakın kaçması gereken ülke Yeni Zelanda olmalıdır. Bird aha gelmemek şartıyla… Çünkü “rüşvet” almışlardır… Açıkça…

KKTC’de siyasetin kirliliği; elbette tüm siyasi oluşumlarda aynı derecede değildir. Kirlilikten arınmış veya arınmak için çaba harcamış çok partimiz da vardır.

Ancak görünen odur ki; UBP içerisinde hala geri kalmış ya da geri bıraktırılmış ülke siyaseti hakimdir.

Parti içi mücadele, demokratik kurallar ve çağdaş bir siyasi parti mekanizması çerçevesinde yapılmıyor.

Nizami vuruş yok. Tüm vuruşlar belden aşağıya ve faul. Diskalifiyeyi gerektirecek vuruşlar!

İş yapmak - program hazırlamak – manifestolar yazmak değil, rakibi ya da rakipleri karalamak önce çıkıyor.

Hedef hizmet değil. Çünkü bu partiyi yöneten veya bu partide olanların tümü; ülkeyi yönetmek veya yüceltmek gibi önemli görevlerin kendilerinde olmadığına içtenlikle inanan insanlardır.

Kötü anlamda veya eleştirmek için yazmıyorum ama UBP’li olmak, Türkiye’ye gönülden bağlı olmaktır ve bu gönül bağı, tamamen “teslim olmuş ve rahatlamış” bir ruh halidir.

Dolayısıyla “nasıl olsa Türkiye yapar” mantığı hakimdir UBP’de… Türkiye madem ki yapıyor; biz kendi “kişisel” işlerimizi idare ederiz mentalitesi de haliyle çok doğal bir olgudur. Üçüncü dünya ülkesi olmaktan rahatsız olmama halidir… Asla çözüm mözüm istememe durumudur. “Türkiye yapar!”…

“Çoluğa çocuğa iş bulalım”, “kredimizi alalım”, “komisyonu ayarlayalım”, “dolum tesisinden ne kadar alacaktık?” gibi hesaplarla ülke yönetmek, “kurumlaşmış” haldedir UBP’de.

UBP, ayrıca kabul etmek lazım ki bu ülkenin en büyük gerçeğidir… Ve bu gerçeği yaratan da seçmenlerdir.

Bir şekilde saygı duymak da şarttır üstelik.

Türkiye’de AKP’yi seçen insanları aşağılamaya çalışan “elit!!!” siyasi yorumcuların; bu ülke demokrasisi için “zavallı” ve “faşist” ruhlu oldukları gerçeğinden de hareket edersek; bir şekilde UBP’nin seçilmiş olduğuna saygı duymalıyız.

Ama yine de seçmeni suçlamak yerine; UBP’yi yönetenlerin değişmesini talep etmek daha doğru olandır gibime geliyor.

Mümkün mü?

Evet mümkündür…

Nasıl mı?

“Dört ilçe başkanı beni destekliyor” demeyeceksiniz… “Aha beşincisi da Avrupa’dan gelir gelmez benim yanımda olduğunu söyledi” da demeyeceksiniz… Gerek yok buna… İlçe başkanları; partinin seçilmiş genel başkanını desteklemeyecekse; o parti nasıl bir partidir ki? Ben İrsen beyi seçmemiş olabilirim. Ama eğer ilçe başkanıysam ve partim seçmişse; ve aslolan partimse, O’nunla ölümüne birlikteyim. UBP’nin çağdaş bir merkez sağ parti olması; bu toplumun önünü açacaktır. Bu şekliyle hayır! 

UBP’nin ciddi bir gençleşmeye ve Avrupalılaşmaya ihtiyacı vardır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31