Weber’e göre, Aydınlanma, Katolik Ahlâk’ın yerine konan, Protestan Ahlâkı’dır. Aydınlanma diye parçalanırız ancak bunun, Hristiyan mezhepler arasında bir çatışmanın ürünü olduğunu, gözden kaçırırız!

Batı akademiası, deneyselliği 10.yy’dan beri var olan üniversite kültürünün üstüne giydirerek ilerledi. Bologna, Oxford gibi üniversitelerin kuruluşları, 10-11. yy’lara dayanır. 15.yy’da tıptan başlayarak, deneyselliği keşfettiği andan itibaren de medreseyi aştı.

Ancak,  batıda üniversite, manastır kökenini hiç unutmadı. Geleneğin üstünde yükseldi. Hegel’den dem vurmayan entelimiz yoktur ama onun bir papaz olduğunu, genellikle unuturuz! Darwin , Cambridge mezunu bir papazdı.  Kopernik, Polonyalı papaz. Gregor Mendel, Avusturya-Macar karışımı baş rahip. Rektör, “başpapaz” demektir, siz ne diyorsunuz?

Türk modernleşmesi üzerine çalışmaya kalkan her yazar, bunun temelinde Sultan Abdülmecid’in Tıbbıye’de “teşrih”e izin vermesini bulacaktır.

Ne var ki bizde üniversite, mederesenin, geleneğin dışında oluştu! Mekteb-i Sultani, Mühendishane-i Şahane, Tıbbıye-i Şahane, Mülkiye-i Şahane, Harbiye-i  Şahane örnekleri, modern düşünceyi medreseye kabul ettirmenin olanaksızlığı karşısında, dışarıda, ayrıca oluşturuldu. Çünkü, İmam Gazali’den sonra ortaya çıkan tutuculuk, gerçeğin zaten Kur’an-ı Kerim’de yazılı olduğu ve araştırılmasının günah olduğu düşüncesi, bilim düşünmenin temeli olan kuşkuculuğu bile yasaklamaktaydı. Hazret,  özellikle Aristoteles ve onun takipçileri olan İbni Sina ve Farabi’nin üzerine yönelmişti.  Pasteur’den yıllarca önce “mikrop” kavramını akleden, robot yapan, rasathane kurarak, evrenin halâ çözülemeyen sırlarını anlamaya çalışan adamları, düşman ve din dışı ilân etti…  Çünkü, kendine göre bu kişiler Ehl-i Sünnet itikadına muhalifti. Zaten Ma’mun da bir “ müttezili” idi… Akılcı bir mezhep olan Mu'tezile, mantık kurallarıyla çelişir gördüğü âyet ve hadisleri Ehl-i Sünnet'ten farklı biçimde yorumlamış ve bu yorumlarında akla öncelik vermiştir. Gazali, bunun için Felsefeye ve akla karşı idi…  Felsefi düşüncenin gelişmesini önledi…  Gazali’den sonra medrese, kendi teolojisinin içine gömülmüş, bilimin dışına düşmüş bir vaziyette, can çekişmeye başladı…

1930’larda, Türkiye’de Darül Fünûn üniversiteye tahvil edilirken, medrese zaten artık bitmişti!

Bizim akademiamız, batıdaki gibi geleneksel kökenler üstüne değil, geleneği reddederek, batının bir taklidi olarak ortaya çıkmıştır. Üstelik Hristiyan olmadığımızdan, o kavramın içeriğini de anlayamayarak! Çünkü, Aydınlanma Felsefesi, çürüyen Katolik Ahlâk’a karşı bir başkaldırıdır… Alternatif bir hristiyanlık anlayışıdır, Protestan Ahlâk’tır… Müslüman adamın derdi de değildir, hiç kusura kalınmaya… Onun için bilim adamı ile allâme’yi halâ birbirine karıştırıyoruz…

Eylül 2008'de İngiltere Kilisesi, Darwin'in 200. doğum yılının bir fırsat olduğunu söyleyerek, "Seni yanlış anladığımız, sana karşı gösterdiğimiz ilk tepkide hatalı oluşumuz ve bu sebeple başkalarının da seni yanlış anlamasına yol açtığımız için..." sözleriyle Darwin'den özür diledi. Kilise!

Türkiye'de ise TÜBİTAK'ın aylık yayınladığı Bilim ve Teknik dergisinin 2009 Darwin Yılı sebebiyle hazırladığı Mart 2009 kapağı ve Darwin ile ilgili 15 sayfa, sansüre uğrayıp içeriği değiştirildi ve Bilim ve Teknik dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Dr. Çiğdem Atakuman görevinden alındı. TÜBİTAK! Fark bu işte…

İbn-i Sinâ’dan beri özgün bilim adamımız olmadığı gibi, Mevlâna’dan, Hacı Bektaş’tan beri,  özgün düşünürümüz de yoktur.

Ortaylı haklı… Ama kimin teolojisi? Halife Ma’mun ve Harun ül Reşid’inki mi? Gazali’ninki mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31