Artık yaz… Dondurma, yazın en güzel tadı… O nedenle, haziranın bu ilk pazar gününde, nostaljik yazılar dizimin yeni bir halkasında, dondurmadan söz açmanın tam zamanıdır diye düşündüm. Aslında dondurma artık yılın on iki ayında keyifle tüketilen bir ürün… Sayılmakla bitmeyecek denli türleri ve tatları var… Endüstriyel bir ürün konumuna da geldi…

Ama benim size bugün anlatacağım dondurma öyküsü, nostaljinin derinliklerinden, vanilya kokuları içinden süzülüp gelmekte… Dondurmanın henüz bir yaz ürünü olduğu, türden türe girmediği ve fabrikalarda değil, el emeğiyle hazırlandığı eski Kıbrıs günlerine ait bir öykü…

Gerçek olan şu ki, şimdilerde yılın on iki ayında tüketilebilse de, kızgın yaz günlerinde damakta eritilerek yenen, buz gibi, serinletici dondurmanın tadı bir başkadır…

Dondurmanın Kıbrıs Türk toplumsal tarihinde özel bir yeri ve ritüeli var. Eski yıllarda, havaların iyice ısınmaya başladığı haziran ayıyla birlikte, 3 tekerlekli, mutlaka beyaza boyanmış el arabalarıyla çıkagelen gezgin dondurmacılar sokaklarda kızgın yazın ilk habercisi olurlardı…

Evlerde, kan ter içinde üretilen sütlü, kakaolu, vanilyalı, mezdekili, kaymaklı ve meyveli dondurmalar buz parçalarının arasına yerleştirilen teneke kutular içinden bisküvi külahlara, ya da bardaklara doldurularak servise sunulurdu...

Henüz elektrikli buz dolaplarının bile bulunmadığı o günlerde, evlerde ya da dükkanlarda dondurma üretiminin çok basit bir düzeneği vardı. İrice bir fıçının içine fabrikadan alınma buz kalıpları konurdu. İçinde dondurmanın malzemesi bulunan kova, fıçıdaki buz kalıplarının arasına yerleştirilirdi… Malzeme donup dondurma kıvamına gelinceye dek o kova elle dakikalarca buz kalıplarının arasında döndürülürdü… Donarak dondurma kıvamına gelen enfes malzeme, ikinci aşamada, müşteriye sunulmak üzere, yine buz kalıplarıyla donanmış arabacıklara yerleştirilirdi. Dondurmacılar, kentin kızgın güneşi altında dolaşırken, ürünleri erimesin diye, buz istasyonlarından sık sık taze buz takviyesi alırlardı.

Hangi arabacılıklı dondurmacının, saat kaçta hangi yerden geçeceği bilinirdi. İnsanlar damak tatlarına uygun enfes dondurmaya kavuşabilmek için, evlerinde ya da iş yerlerinde kulakları kirişte beklerlerdi. Sokağın başında gezgin dondurmacının “dondurmam kaymak” diye çınlayan tanıdık sesiyle birlikte çocuklar ve “dondurma” denince hep çocukluğuna dönenler mekanlarından fırlarlardı…

Dondurmacıyla buluşulan o an, dondurmanın zamanıydı… Tüm işlere ve uğraşlara ara verilirdi… Seçim de, dondurmanın tutkununa aitti… Türünü söylediği dondurmasını ya uzattığı kaba doldurtur, ya da dondurmanın külahlısına yumulurdu… Tek türü yeğleyenler de vardı gerçi ama, karışık dondurmanın tadı bir başka olurdu…

Arabacıkları içinde ya da dükkanının bir köşesinde yaz aylarında dondurma servisi yapan sayısız esnaf vardı. Ne ki, Lefkoşa’nın en ünlü dondurma üreticisi, tatlıcılığı sanata dönüştüren Arap kökenli Bedevi Ailesi’ydi. 1963 toplumlararası olaylarından sonra Uzun Yol’daki (Ledra Caddesi) iş yerlerini kurşun vızıltıları arasında başkentin Türk bölgesine taşıyan Halil ve Raşit Bedevi kardeşler, ürettikleri nefis dondurmayı gezgin satıcılara vermezlerdi. Bir lezzet markasına dönüşen Bedevi dondurmasını tatmak isteyenler, mutlaka ünlü tatlıcı kardeşlerin pastanelerini, büfelerini, ya da açık hava gazinolarını ziyaret etmek zorundaydılar.

Bedevili yıllar, Lefkoşa’da vanilya kokulu yıllardır… Ürettikleri dondurmanın türü ne olursa olsun, o türü bol vanilyayla tatlandırmayı ihmal etmeyen Bedevi kardeşler, yaz boyunca çevreye vanilyanın kokusunu yayarlar, bu kokuyla müşterilerini dondurma ziyafetine davet ederlerdi…

Akpınar, Resa ve Londra; Bedevi kardeşlerin yerleşik dondurma satıcılığı geleneğini sürdüren pastanelerdir. Onların dondurmasını tatmak isteyenler de, mutlaka özel yerlerine gitmek durumundaydılar. Arabacıklarda, sokak aralarında satışı yoktu onların dondurmalarının da…

Sonraları, dondurma daha geliştirilmiş atölyelerde üretilmeye ve minik paketli kalıplar halinde tüketiciye sunulmaya başlandı. Bu ürünler, soğutmalı araçlarla uzaklara da ulaştırılabiliyor ve dondurma bayilikleri oluşturulabiliyordu. 

Toplumsal nostaljimizde özel yeri olan dondurmanın aslında yüzlerce yıllık tarihi var. Hazreti İsa’dan önce yaşayan Roma imparatorları Neron ve Sezar, yüksek dağlara koşucular göndererek kar toplatırlardı. İmparatorların saraylarına getirilen kar yığınları, bal ve meyvelerle tatlandırılarak erimeden, hızla ziyafet sofralarına taşınırdı. Karın eritilmeden amacına hizmet edebilmesi için en hızlı koşucuların görevlendirilmesi doğaldı… İlk dondurmanın çıkışı konusundaki ipucu, Roma imparatorluğu ziyafet menülerinde rastlanan bu serin tattır… Güçlü sporcuların yüksek dağ tepelerinden, uçarcasına koşarak kar taşıdıklarına dair Roma figürlerine de rastlandı…

Ne ki, Batı’nın gerçek anlamda dondurmayla tanışması efsanevi gezginci Marco Polo sayesindedir. Polo, zevk sahibi Roma imparatorlarından bin yıl sonra, Uzak Doğu gezisinden, yiyecekleri buz olmaksızın soğukta tutabilmenin sırrıyla döner. Böylece dondurma yeniden keşfedilmiş olur… Marco Polo, buzdolabı işlevi yapan küçük bir mekanizmanın dışında, çeşitli şerbet tarifleri de getirmiştir… Soğutma yöntemiyle, o şerbetlerle türlü-çeşitli dondurma üretimine geçilir. Ne ki, bu üretim o dönemlerde çok dar alandadır ve oldukça lükstür…

Kimi tarihçi, ilk dondurma tarifinin 16’ncı yüzyılda, İtalya’da ortaya çıktığını yazar… 1553’te Fransız soylusu Catherine de Medici, İngiliz Kralı 2’nci Henry ile evlenince, şölenlerde soğuk tatlar ikram edilmesi geleneğini başlatır. 17’nci yüzyılda İngiltere Kralı 1’nci Charles döneminde ise, dondurma bildiğimiz şekliyle davetlerin baş köşesine yerleşir.

Dondurmanın lokanta ve pastanelerde ilk kez sunulması ise Paris’te, bu kültür başkentinin ilk kafeteryası PROCOPE’de gerçekleşir.

Dondurmanın ünü ve vazgeçilmezliği, ondan sonra Avrupa üzerinden tüm dünyaya hızla yayılacaktır.

1926’dan başlayarak, firmaların zincir halinde üretim ve satış merkezleri açması ve uzak dış satımlara başlamasıyla, endüstrileşme dondurma olayına girmiş olur…

Bir zamanların egzotik ve lüks tadı dondurma, artık herkesin uzanabileceği konumda… Ve vanilya kokusundan çok daha başka kokulara da sahip…

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31