Kapalı bir kutuya hapsedildik!

Ya o kutunun içinde kurallara uygun yaşayıp sınırlarımızı bileceğiz, ya da hain ilan edilerek bir ömür boyu kendi memleketimizde dışlanmış bir hayatı sürdüreceğiz.

İşte tüm mesele bundan ibaret! Hangi konuyu irdelerseniz irdeleyin, aynı kutunun içinde buluveriyorsunuz kendinizi!

Günün birinde kutunun kenarlarına çarpa çarpa yorgun düşmek mecburiyetini de hesaba katacak olursak, Kıbrıs’ın kuzeyindeki yaşamın ne kadar zor ve yorucu olduğunu, Kıbrıs’ın kuzeyinde insanın ömrünü tüketerek bitirdiğini söylemek çok iddialı olmayacaktır.

Elindeki ile yetinecek,fazlasını istemeyeceksin. Daha çok öğrenmeyi, daha çok fikir savunabilmeyi, daha çok kendini ifade edebilmeyi istemeyeceksin.

Kutunun içindeki yaşam kabullenmişliği gerektirir huzur istiyorsan!

En büyük sorumlusu kim bunun tartışması ise yıllardan bu yana devam eden ama hiç sonuçlanamayan bir tartışmadır.

***

İnsanına hürmet eden, insanına güvenen bir siyasal yapı kuramadık. Çünkü insanını ya vatan haini, ya da cahil olarak görmeyi akıl edebildi Kıbrıs Türk siyasetçileri. Çoğu zaman güvense de, halkın içindeki cevheri görse de, bu defa başka güçler tarafından engellendi ve halkın saf dışı bırakılmasına kendisi sebep oldu. Bunu ya kendi şahsi çıkarları için yapmak zorunda hissetti, ya da kendisinin de sebebini tam olarak kavrayamadığı ama başkalarının çıkarlarına hizmet ettiğini de kavramaktan kaçındığı sebeplerle yaptı durdu.

Anlayacağınız, Kıbrıslı bir siyasal kültür ve siyasal sistem kuramadık.

Halkına güvenemeyen siyasetçiler de halkın güvensizlik oklarının hedefi oldular hal böyle olunca.

Diyeceğim şu ki, bu hali ile başarıya ulaşabilecek bir siyasi hareketimiz olamaz!

***

Eğitim sorunumuz çözemedik! Kendi projelerimize geçit yok çünkü! Halkımızın önerdiği sistemler yerine ithal sistemler, ithal kitaplar ve ithal ideolojiler ile eğitim sistemimizi yamamaya çalıştık.

Hep iflasın eşiğindedevam eden sistemle yetinmeyi yeğledik. Eğitimin kendisine ve eğitimli kişilere duyulan saygıyı tükettik.

Kendi öğretmenimizi yetiştirmek, kendi eğitim sistemimizi kurgulamak için mevcut kaynaklarımızı birer birer toplumun tartışılan konuları arasında çektik vesselam. Hala direnen Atatürk Öğretmen Akademisi bunlardan bir tanesi değil mi?

Kreşlerden, ilkokul sıralarındanbaşlayarak devlete güvenemeyen ebeveynlerin, özel okullarda çocuklarına sağlamaya çalıştıkları eğitim de bunun bir eseri değil midir?

Devlet halkına vereceği hizmetleri çaresizlikle, bile bileteslim etti. Adeta halkını kurtların ağzına attı.

Aynı durum elektrikte de, telekomünikasyonda da, hastanelerimiz ve sağlık sistemlerimizde de uygulanıyor!

***

Kendi değerlerimizi veya “parayı veren” olarak lanse edilen Türkiye Cumhuriyeti’nden gelen kaynağın, eşit ve adil dağılımı için üretilecek projeler, halkın yararına ve halk için adilane kullanılsa, ortada hiçbir sorun kalmaz. Tabi, bunu yönetebilecek bir siyasal sistem lazım.

Halkına güvenen bir sistem…

Eğitim, sağlık, iletişim, medya konusunda halkına güvenmeyen sistem “vatandaşlık” meselesinde de aynı kararlılığı izliyor. Kendi yurttaşı yetmiyor, dahasını istiyor hesapsızca, fütursuzca…

Kendi yurttaşına yeterli imkanları sunamazken hem de!

Anayasasında sosyal bir devlet olduğu iddiası olan bir devletin, mevcut durumda bile yükümlülüklerini yerine getiremezken, yurttaşlık dağıtmaya devam etmesi, sonra da kaç yurttaşın olduğunu, kaç seçmenin olduğunu, “de factonun”, “de jureun” ne olduğunu açık açık söyleyememesi, karşılıklı güvensizliğin daniskasıdır.

Bu durum devletin halkına güvenmediğini, hükümetin ise halktan da korktuğunu ama başka mihraklardan da korktuğunun açık resmidir!

***

Dedik ya, projesizlik ciddi bir sorun bizler için. Bunun parasızlıktan olduğunu falan söylüyorlar:İnanmayın!

Hiç kimse kusura bakmasın.

Pek çok proje var! Olabilir de!

Halkına güvenmeyen, halkının gerçekleştirebileceğiprojelerin başka açılardan tehlike yaratabileceğine inanan siyasal bir sistem korkaktır.Korku ise gelişimin önündeki duvar!

***

Birileri bizlerin kapalı bir kutu içinde düşünmemiz, mevcut imkânlardâhilinde üretmemiz ve çemberimizi asla o kutunun dışına taşımamamız gerektiğini düşünüyor. Biz de buna harfiyen uyarak, bize atfedilen kutumuzun içinden çıkacak cesareti gösteremiyoruz.

Bazılarımız kaçarak kurtarıyor ve bir Kıbrıslı Türk olarak değil, bir Kıbrıslı olarak, bir İngiliz, Alman veya Türkiyeli olarak yaşamını sürdürmeyi yeğliyor özgürlükler uğruna! Hiç değilse bireysel özgürlüklerinin sınırını biraz genişletmiş oluyor.

Bazılarımız ise ya imkânsızlıklardan, ya ideallerden burada kalarak sisteme adapte oluyor, ya da vatan haini ilan ediliyoruz.

Ama hep tetikte kalarak!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31