Denktaş’ın cenaze töreni için Türkiye’den yetkililer gelmeye başladı.


Denktaş’ın ölümünün ardından özel yayınları izliyorum.

Köşe yazılarını okuyorum.

Yaptığı röportajlar yeniden yayınlanıyor. Genellikle Denktaş’ın sürekli konuştuğu, karşısındaki programcının derin bir sessizlik içinde izlediği programlar bunlar.

Denktaşla program ya da röportaj yapmak kolay değildi.

Uzun cümlelerinin arasına girip soru sormak ya da kendisinin istemediği birşeyi söyletmek son derece zordu.

Üstelik özellikle Annan Planı dönemlerinde görevdeki son yıllarında duygusallaşmış, bölünmezlikten ve o geçmiş acı günlerden konuşurken gözleri dolmaya başlamıştı.

Zorlamak daha da zorlaşmıştı yani.

Denktaş’ın ölümünün ardından bu toplumda yarattığı liderliğinin ve görüşü ne olursa olsun toplumun genelinin saygısı ve burukluğu dikkat çekicidir.

Bir dönem Denktaş siyaseti üzerinden o kadar yoğun şekillendi ki, bundan daha önce hayata veda etmiş olsaydı, sanırım sadece sevenleri değil, siyasetin kendisi de ağır bir şok yaşayacaktı.

Sonuçta beklenen biraz da alıştırarak geldi.

Önce siyasetten çekildi, ardından değişen konjenktürde söylediklerinin ağırlığı zamana yayılarak etkisizleşti.

Aslında Denktaş’ı düşünmek siyaset tarihini de düşünmek demek.

Ve bugünlerde bütün konuşulanlar daha steril doğal olarak daha özenli konuşmalar. Eminim herkesin paylaşmadığı daha farklı Denktaşlar vardır.

Ama daha önemlisi, Denktaş’ın kendisinin anlatmadıkları çok daha hayatidir.

Kendi sahip olduğu disiplin gereği ölümü sonrasına sakladığı yayımları var mıdır bilinmez. Ancak Denktaş kendi döneminde hem Türkiye siyaseti hem de Kıbrıs Türk siyasi tarihi ile ilgili anlatılan resmi tarihin ötesinde değerli bilgilere sahipti.

Belki bir dönemi aydınlatacak cevapsız kalan birçok sorunun cevabını doğrudan verecek bilgilere...

Umalım ki bugüne sakladıkları olsun.

Denktaşla birlikte bir döneme fiilen bugün veda ediyoruz.

Şüphesiz ki ailesinin çektiği acı herşeyin üstündedir. Yıllarca belki de en yakında en uzak olunan bir babaydı Denktaş. Zamanının önemli bir bölümünü hep siyasete adamış biriydi.

Bu uzaklığı en yalın şekliyle eşi Aydın Hanım anlattı yıllarca.

Gencecik türlü acılarla yüzleşmek zorunda kalmış dünyalar güzeli bir kadın ve hep başka heyecanlarla karısından önce siyasetle koşturan bir adam.

Çok kolay olmasa gerek.

Ölümünden kısa süre önce “sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar” şarkısını eşi için mırıldandığını anlattı kızı, Ender Denktaş.

Ve bir kez daha belki de hayatın en önemli dersini öğrendik Denktaş’tan.

Belki bu kez doğrudan kendisiyle birlikte şahitlik ettik.

Hayat acımasız.

Ne kadar hükmetseniz de zaman sizi hala esareti altında tutuyor. Ertelenmiş her an değerlendirilemediği sürece en derinden yakıyor.

Ve sona ererken herkes aciz kalıyor.

Bugün Denktaş ailesi için en zor gün. Bir babaya, hep hasreti çekilen bir eşe veda etmek kolay değil.

Keşke bu acının gerçekten paylaşılabilecek ve sızısını azaltabilecek bir tarafı olsa...

İçtenlikle acılarını paylaşıyorum...


Kaynak: Yenidüzen

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31