Tülin Berova yazdı…
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres’in Kıbrıs ziyareti geride kaldı. Görev süresinin son aylarına giren Genel Sekreter’in adaya yaptığı bu ziyaret diplomatic açıdan önemliydi. Ancak asıl önemli olan, geride hangi mesajların kaldığıdır. Guterres, Kıbrıs dosyasına yeni bir sayfa mı ekledi, yoksa görevini tamamlarken geride yalnızca diplomatik bir veda mektubu mu bıraktı? Bunun cevabı önümüzdeki süreçte ortaya çıkacaktır.
Bugün Kıbrıs meselesinde belirleyici olan yalnızca uluslararası temaslar değildir. Aynı zamanda verilen siyasi mesajların dili, zamanı ve oluşturduğu algı da önem taşımaktadır. Özellikle devlet makamlarında bulunan kişilerin kullandığı ifadeler, günlük siyasi tartışmaların ötesinde değerlendirilmektedir.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın 1 Ağustos tarihinde sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım bu yönüyle dikkat çekmiştir. Açıklamada yer alan “atraksiyon”, “tribüne açıklamalar” ve “küçük dağları ben yarattım” ifadelerinin kimleri hedef aldığı açıkça belirtilmemiştir. Ancak kullanılan bu dil, farklı yorumlara açık bir Zemin oluşturmuştur.
Daha da önemlisi, paylaşımın zamanlamasıdır. Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesini simgeleyen, Türk Mukavemet Teşkilatının kuruluşunun ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının yıl dönümünün kutlandığı 1 Ağustos gibi anlamlı bir günde yapılan bu açıklama, kamuoyunda farklı değerlendirmelere neden olmuştur. Millî birlik ve beraberliğin öne çıkması gereken böyle bir günde, tartışmaya yol açabilecek ifadeler yerine ortak değerleri güçlendiren bir dilin tercih edilmesi daha isabetli olurdu.
Paylaşımın, Başbakan Ünal Üstel’in 31 Temmuz'da Ankara’da Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan ile gerçekleştirdiği görüşmenin hemen ardından gelmesi de dikkat çekmiştir. Cumhurbaşkanının “kuzeyde fotoğraflar” ve “fotoğraflar üzerinden tribüne açıklamalar” ifadeleri, isim verilmemiş olsa da kamuoyunda bu temaslara yönelik bir gönderme olarak yorumlanabilecek niteliktedir. Türkiye ile KKTC arasındaki istişareler ise herhangi bir siyasi gösterinin değil, ortak devlet anlayışının ve millî davanın doğal gereğidir.
Elbette siyasi görüş ayrılıkları olabilir. Farklı değerlendirmeler de yapılabilir. Ancak Cumhurbaşkanlığı makamı, kullandığı dil ve üslup bakımından toplumun tamamını kucaklayan, tartışmaları büyütmek yerine ortak iradeyi güçlendiren bir yaklaşım sergilemelidir. İmalı ifadeler, zaman zaman gereksiz polemiklere kapı aralayabilir. Oysa devlet ciddiyeti, mesajların açık, yapıcı ve birleştirici olmasını gerektirir.
Başbakan Ünal Üstel’in egemen eşitlikten, eşit uluslararası statüden ve devletimizin geleceğinden taviz verilmeyeceğine ilişkin açıklamaları, Türkiye ile KKTC arasında sürdürülen ortak siyasetin temelini oluşturmaktadır. Kıbrıs Türk halkının geleceği, tüketilmiş müzakere modellerine değil; kendi devletine, egemen eşitliğine ve Anavatan Türkiye ile kurduğu güçlü iş birliğine dayanmaktadır. Guterres’in ziyareti tarihe nasıl geçerse geçsin, Kıbrıs Türk halkının geleceğini belirleyecek olan Birleşmiş Milletlerin takvimleri değil; kendi iradesi, egemen eşitliğe olan inancı ve Anavatan Türkiye ile sürdürdüğü sarsılmaz dayanışmadır. Kalıcı olan diplomatik ziyaretler değil, Kıbrıs Türk halkının devletine, egemen eşitliğine ve millî davasına sahip çıkma kararlılığıdır.