Bu dizinin ilk iki yazısında, parti anlayışımızın Kıt’a Avrupası’nın düşüncesi; ama seçim sistemimizin Anglo Saxon anlayışının ürünü olduğunu anlatmaya çalıştım. Vekilin seçilmesinde, hiç de öyle sanıldığı gibi “kendisinin hiçbir rolü yok” değildir! Ne var ki siyasetçi, parti değiştirmekle, vekilliğinin sona ereceğinden en ufak bir kuşku duysa, kılını bile kıpırdatmaz; değil parti değiştirmek. Vekil “partinin” olsa, yabancı bir parti örgütüne biat etmek, bu kadar kolay olur muydu? Adam kendi oylarına güvenmese, hiç cesaret edip parti değiştirir mi? Bu, seçim sistemi ile kendine güvenen “vekil”i zaptetmenin, olanağı yoktur.

Değişmesi gereken, seçim sisteminin kendidir.

Çare, sanıldığı gibi karma oyu veya tercih oyunu kaldırmak değildir. Avrupa’da bu karma oy ile tercih uygulaması, giderek benimsenen ve takdir edilmeye başlanan bir anlayış olarak ortaya çıkıyor. Gerekçe aynıdır: Vekil milletin mi vekilidir? Parti örgütünün mü? Kime karşı sorumludur? Terkedilirse, bir süre sonra AB’a uyum süreci içinde, buna geri dönmek gibi bir mecburiyetle karşı karşıya gelinir.

“Değişelim” deyince, Nisbi Temsil Sistemini terk edip, örneğin İngiltere’deki gibi “Dar Bölge Sistemi”ne geçmeyi de savunabilirsiniz! Ancak bırakın anavatanındaki temsil sorunlarını, burada iş “muhtarlık” düzeyine iner! Kendi dar bölgeciğinin kralı olacak olan milletvekillerinden, ortada parti marti kalmayacağı gibi, “milletvekil borsaları” seçimin ertesi günü kurulmaya başlanır. Yani Dar Bölge de bizim derdimize deva değildir.

Bizim derdimizin dermanı ölçeği büyütmektir… Çarşaf liste, KKTC milletvekilliği…

Ölçeği küçülttükçe, adayın kendisine bağlı birkaç yüz kişilik bir teşkilat kurup, karma ve tercih oyunu ile her partide seçilmeyi sağlaması, mümkündür. Dün anlattık! Zaten ona güvenip istifa ediyorlar… 160 bin seçmen içinde, kendinize ait bir örgütçük kurup, sadece kendinize işletmeniz ise imkân dahilinde değildir. Önündeki seçimi kesin olarak kaybedeceğini bilen siyasetçinin, parti değiştirmesi intihar anlamına gelir. Çünkü yeni gittiği partinin örgütü, genel olarak onu sahiplenemeyeceğine göre, kendi yöresindeki birkaç yüz “mürid”, hiçbir işine yarayamaz. Ülke sathında seçilebilecek kadar “karma” oy alması ise o vukuatla imkânsızdır. Partiyi değiştiren, ilk seçimi kaybeder. Cezayı iradenin kendi verir, aracılar değil…

Tabii buna da itiraz edilecektir. “160 bin seçmeni nasıl ikna edeceğim?”

Ev ev gezip, kişi kişi söz veremeyeceksin! Oturup memleketin sorunları için projeler üretecek, iş bulma bürosu gibi çalışmayı terk edecek, eski deyimle “teşrii” mesai yapacaksın. “Dava vekili” değil, milletvekili olacaksın…

Peki “Bu sistemle seçilen vekil bunu değiştirir mi?”

Kamuoyu baskısı yeterince güçlü olursa, “hem ağlarım, hem giderim” diyerek değiştirmek zorunda kalır. Ağaçlardan ormanı göremiyoruz! Her kim partisinden ayrıldıysa ona sövmeyi adet ettik ama neden korkmadan ayrılabildiğine hiç bakmıyoruz! Korkmadan ayrılıyor, çünkü gittiği yerden de seçileceğinden emin. Birkaç yüz kişiyi peşine takması kolay… Hele bakanlık da kaptıysa!

Bozulacak olan oyun bu olmalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31