Ulusal Birlik Partisi kurultayı dolayısıyla yaşadıklarımız, sanırım politik kültürümüzü tanımlama açısından laboratuar değerindedir! Kendi kendimize ürettiğimiz bazı değerler, gerçek duvarına vurunca, hayret nidaları çıkararak, meselâ “ Aaaaa!” dememiz, “hükümetler, özgür bakanların konfederal birliği değil de başbakanın patronajında mıymış? Üstüme iyilik sağlık! Hiç demokratik değil!” Daha çok su kaldıran bu pilavın dem tutmasını başka bahara bırakarak, ben son günlerde gene ayyuka çıkan, “ver bağa, vereyim sağa” ya da bir başka deyimle, “görürsen beni, ben da görürüm seni”, kültürüne değinmek isterim! Çünkü, son elli yılımızın egemen politik sloganlarıdırlar diyoruz ama 1930’da Necati Bey’in, hatta 1915 seçiminde Müsevvitzade Cemal Efendi’nin de “ mutazarrır” olup, şikâyet ettikleri bir konuydu bu…

1915 Seçimlerinde, Lefkoşa – Girne Seçim Bölgesi’nden aday olan Müsevvitzade, Fota’da muhteşem bir nutuk atmış, köyden çıkıyor; ileri gelenlerden biri yanına yaklaşıp, “Çok güzel konuştun hafız ama sanma ki sana rey vereceğiz! Bizim nikâhımız, evkaf ile kıyılmıştır!” diyerek, oyların, doğru söyleyen Hafız Cemal Efendi’ye değil, kredi dağıtan Evkaf Murahhası Musa İrfan Efendi’ye gideceğini, söylemek nezaketinde bulunmuş! Bilen bilir ki bu bile bir lûtufdur! Ve siyaset dünyamızda, bir çeşit namus diye algılanır… Haritada, “heşaye ile gofa getirip” sandık açılınca eşekten düşmüşe çevirmek de yazılıdır! Bilmek lâzım… Demek istediğim, bu kendine has “nikâh”, bizim memlekette yeni değildir! Ta başından beri vardır…

“ Ver bağa… Vereyim sağa…” “Verirsen bağa, veririm sağa…”

Bu bakımdan bizim memlekette her seçim, “Verme” makamında oturan için, 5-0 önde başlar! Makamınız “verme”ye müsait değilse, cumhurbaşkanı bile olsanız, geridesinizdir!

Diyeceğim, bunu biz icat etmiş değiliz, bilesiniz! Bu konulara kafa yoranlar, ilkel politik düzenin, Karl Marx’ın tarif ettiği İlkel Komünal Yaşam olduğuna inanırlardı. Ta ki Malinowski diye bir antropolog, Malinezya’da devam etmekte olan İlkel Yaşam’ın içinde de özel mülkiyet olduğunu, ortaya koysun! Ondan sonra bütün dünyada görülen ilkel politik yaşamın, Marx’ın tarif ettiği komünal düzen değilse, ne olduğu tartışıldı bir süre… Hatta Engels’in “Bizim Batı Avrupa üzerine söylediklerimizi, cihanşumül bir örnek sandılar” diyen mektupları tartışıldı! Ve nihayet, eski bir Marxist olan Fransız düşünür Bodrairre’ın ortaya attığı bir kavram geldi gündeme: Potlaç…

Sevgili dostum Salih Egemen’in de “Patronaj Sistemi” dediği bu düzende, şef topluma ev, ekmek, rütbe, statü, şu bu verir; toplum da şefe iktidar!

Veren, alır… Veremeyen, bakar…

Marx’ın İlkel Komünüzm’inin değil de asıl cihanşumül örneğin bu olduğunda, günümüzde nerdeyse bir konsensus vardır!

İnsan toplumunun kuruluş aşamasında politikayı yönlendiren asıl güdünün bu “verme” olgusu olduğu, artık biliniyor! Yani maymundan insana dönerken, toplumu belirleyen asıl mesele bu ilişki imiş! “Ver bağa, vereyim sağa… Veremezsen bağa, isteme ki vereyim sağa… Veremem!”

İnsanlar, ağaçtan yere; böyle inmişler, tüylerini böyle dökmüşler, post giyinmeyi, alet kullanmayı, iki ayak üstüne kalkmayı, bu düzenle öğrenmişler!

Sövüp saymanın, alemi yok!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5