Yaşadığımız acı deneyimler ışığında bugün yakın geçmişe bir yolculuk yapmamızı öneriyorum... CTP'nin
Maliye Bakanı Ahmet Uzun'un KDV iadesi dönemini bitiren tepeden inme o meşhur kararı, halkı ve halkın sivil toplum örgütlerini memnun etmeyen bir oldubittiden başka bir şey değildi...

Nitekim, memnuniyetsizliğin ve olumsuzluğun kötü yansımaları kısa surede kamu maliyesi üzerinde görülecekti. Vergi iadeleri mekanizmasıyla halk kesimlerinde oluşturulan o muazzam denetim ağı, kısa sürede gevşedi. O güne kadar polisiye ve devletsel önlemlere başvurulmadan kendiliğinden gerçekleşen bir denetim bilinci berhava olmuştu.

Uzun, o günlerde KDV iadesi devrinin artık bitirileceğini açıklarken, gözdağı vermeyi de ihmal etmemişti. Geçirilecek yasanın KDV fişi vermeyene de, almayana da 237 YTL ceza öngördüğünü açıklamıştı. Maliyenin müfettişlerinin sıkı denetim yapacağı da duyurulmuştu... Ne var ki, ne Ahmet Uzun'un döneminde, ne de Ersin Tatar'ın döneminde KDV fişleri konusunda ciddi denetim yapıldığına hiç tanık olunamadı. Bu denetim ihmal edilirken, vergi iadeleri sayesinde kurulan halkın o sıkı denetim ağı da yok edildi.

Vergi kaçırmanın tabii ki yasal yaptırımları vardır. Müfettişler de vergi kaçakçılığını elbette ki gözetim altında tutacaklardır. Ama bu ülkede bu işlemler bugüne değin hangi oranda başarıldı ki? Vergi kaçakçılığı kamu maliyesinin en derin yarası değil mi?

KKTC'de vergi kaçakçılığı büyük boyutlardadır. Müfettişler bununla başa çıkamıyorlar... Denetime çıkan kaç tane müfettişi olacak ki devletin? Parmakla sayılabilecek kadar!..

Oysa harcamalarından vergi iadesi alacağını bilen on binlerce tüketici tam bir denetim ve müfettiş ordusuydu. Yazık ki, çok yanlış bir kararla bu ordu dağıtıldı... Başıbozuk durumuna getirilen isteksiz ve gönülsüz bir orduyla ve vergi kaçırmaya endekslenmiş bir piyasayla devletin bir avuç görevlisi nasıl başa çıkabilir?..

Bilimsel olarak belirlenmiştir ki, ülkemizde yaratılan gelirin yüzde 50'si devlete beyan edilmemektedir. Bizzat Maliye Bakam Ahmet Uzun'un ifadelerinde ise KKTC'de yüzde 60'ın üzerinde bir vergi kaçakçılığı olduğu vurgulanıyor... Vergi kaçakçılığının ve kayıt dışı ekonominin dudak uçuklatan boyutlarına muhtelif vesilelerle Uzun'dan sonra gelen Maliye Bakanımız Ersin Tatar da dikkati çekmedi mi?

KDV vergi iadelerinin kaldırılması işte bu kronik vergi kaçakçılığını ve denetimsizliği körükleyen bir faktör oldu.
Ahmet Uzun'un o günlerde yaptığı açıklamada, vergi iadelerinin 10 yıldan o yana KDV fişinin yerleşmesi için bir teşvik olarak uygulandığı belirtilmişti. Ama o teşvik halka verilen amaçsız bir ödül değildi ki... Öngörülen hedef, etkin bir denetim mekanizması yaratmaktı. Tabii ki teşvik kalkınca mekanizma da kendiliğinden gevşedi!..

Gerekçe olarak, Avrupa Birliği'nde KDV iadesi bulunmadığı da söylenmişti. Peki biz Avrupa'nın vergi kültürüne sahip miyiz Tanrı aşkına?.. AB'ye bağlı hangi ülkede bu denli yaygın vergi kaçakçılığı var?.. Hangi Avrupa ülkesi bizimki gibi bir vergi cennetidir? Aslına bakılacak olursa, KDV vergi iadeleri sayesinde yaratılan yaygın denetim mekanizması, bizi biraz olsun Avrupa'nın vergi adaletine ve düzenine yaklaştırmıştı. Ne ki, iadelerin kaldırılmasıyla işte o yakınlaşma da yok edildi.
İlk başlarda KDV vergi iadesi yüzde 5 idi. Sonra bu oran yüzde 2.5'e indirildi. Geriye dönük iyi gözlem yapanlar, o indirimin bile vergi denetim ağında ne denli gevşeme yarattığım anımsayacaklardır... Ama esas gevşeme iadeler tümüyle sıfırlanınca görüldü.

Aslında o günlerde KDV vergi iadesinden vazgeçilmesi, dar ve sabit gelirlilerin kazancından yapılan kesintiden başka bir şey değildi. Bu iadeden yoksun kalıp satın alma gücü gerileyecek olan sabit gelirlilerin tepkisi hiç dikkate alınmadı... Türkiye'de de KDV vergi iadeleri hükümet kararıyla kaldırılmıştı. Ne ki, bu yapılırken, bordrolulann maaşlarının yüzde 2.5 zamlandınlması da ihmal edilmemişti. Bizimkiler ise bu ince ayan yapmaktan kaçındı. O nedenle kamu maliyemiz, yağmurdan kaçırılmak istenirken doluya teslim edildi!..

13 yıl önce KDV sisteminin devreye girdiği ortamı ben çok iyi anımsıyorum. Zamanın Maliye Bakam Salih Coşar topa tutulmuştu. Yoğun tartışmalar olmuş, paneller düzenlenmişti. Ülke hop oturup hop kalkmıştı. Ama sistem uygulamaya girdikten sonra zamanla özümsendi, yerleşti ve kurumsallaştı. Devlet hazinesi sürekli ve zengin bir kaynağa kavuştu.
O günlerde KDV konusunda uygulanan şeffaflığa keşke bugün sistemimizde radikal değişiklikler yapılırken de itibar edilseydi. Artık halkla ve sivil toplum örgütleriyle sorumluluklan paylaşma geleneği yok... Yürürlüğe katı biçimde konulan ve üzerinde ısrar edilen "Ben yaparım olur" mantığıdır. Bu mantığın asla geçerli olamayacağını anlayabilmemiz için acaba daha kaç tane duvara başımızı çarpmamız gerekir?!..

 

Kaynak: Kıbrıs Gazetesi
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5