Kesinlikle hayır!

Geleceğimi bir bilinmezliğe teslim etmek için daha fazla seyirci kalmayacağım! Kıbrıs meselesi, siyasi liderlik, medya, eğitim sistemimiz, sivil toplum gibi mühim meseleler bir kenarda beklerken; kamusal söylemimiz, ıvır zıvır meselelerle meşgul oluyor. En anlamsız, en gelip geçici skandallardan, en zaman kaybettirip hedef şaşırtan konulara kadar zihnimiz meşgul edilirken de, atı alan Üsküdar’ı geçmiş oluyor.

Bir vizyon sorunumuz var bizim! Kıbrıs Türk Otonom Yönetimi’nden bu yana, KKTC’nin kuruluşundan sonra da devam eden ciddi bir vizyon sorunu bu aslında.

Bir tek kişi bana söyleyebilir mi lütfen; KKTC ne için kuruldu? Bu devlet kurulurken ortaya atılan popülist hedeflere ulaşmak için neler yapıldı bunca senedir? Eğer hedeflere ulaşmak için cidden gerekenler yapılmış, bu devletin kurulmasını can-ı gönülden isteyenler ciddi ciddi çalışmış olsalardı şimdi varılan nokta neresi olurdu? Vardığımız nokta ile varılması gereken nokta arasında fersah fersah yol var.

Aslına bakarsanız, KKTC kurulurken de nereye gideceği pek belli değildi. Görüyorum ki şimdi de belli değil. Devletin nereye gittiğini kimse bilmiyor. Hiç kimse nasıl bir devlet görmek istediğinin de farkında değil aslına bakarsanız.

KKTC Devletinin mucizevî kuruluşuna, daima vizyonsuzluğun da eşlik ettiğini,  bir türlü gerçeklik olgusunu tutturamadığımızı sanıyorum artık söylememe gerek yok; çünkü görünen köy kılavuz istemez. Bu gidişatta eşitliği, özgürlükleri, demokrasiyi, dürüstlüğü, kolektif çıkarları ve toplum bilincimizi de giderek kaybediyoruz.

Geçen zaman ne KKTC’nin ne de KKTC’lilerin lehinde ilerlemiyor anlayacağınız.

Bir vizyon sorunumuz var dedik ya! Öyle az buz da etkilemiyor bizleri ha! Yanıltıcı ve bana göre tehlikeli bir sorun olan vizyonsuzluk medyayı da etkiliyor, kamusal söylemi de. Niye medyadaki gelecek sorguları daha bir sert ve bir o kadar da ümitsiz sanıyorsunuz son zamanlarda?  Neden yandaş medya ile muhalif medyanın bakış açıları arasındaki uçurum her gün daha da derinleşiyor.

Ülke siyasetinin en önemli rolünü üstlenen siyasi partilerin karmaşası neden sanıyorsunuz. Söyleyecek söz bulamayışları, değişim isteyip bir türlü değişimi gerçekleştiremeyişleri neden sanıyorsunuz. Vizyonsuzluğumuzun bizi vurduğu dönemlerde has bel kader iktidarda olup, iktidarın erkini kullananların yükselişi veya geçici gösterişleri başarılarının alameti değil ki… Onlar vizyonsuz yaşamın sağladığı göz kamaştırıcı yaşamlarını sürdüre dursunlar, bilinen sorunların bugünlere taşıdığı zümresel çıkarlarının meyvelerini toplaya dursunlar gelecek daha da flulaşıyor!

Sivil toplumun durumu daha da kötü… Daha da ikilemde kalmış, daha da satılığa çıkmışlık görünümü sergileniyor sivil toplumda. Satılmışlar ve satın alınamayacaklar ayrımı içinde konumlanmayı vizyon sanan bir grup sivil toplum temsilcisi var memlekette. Kamusal kimliği belirlerken kimisi Avrupalı bir toplumsal karakter peşine düşüyor, kimisi daha Ortadoğulu olmaktan yana sürdürüyor tercihini.  Hatta ‘Büyük KKTC’yi savunanlar olduğu gibi, barış yapmak, adayı birleştirip Birleşik Kıbrıs için amaç ortaya koyanlar var.

Hiçbir şey açık değil! Ne kültürel, ne siyasi, ne de ahlaki bir temel mevcut değil. KKTC’deki hiçbir genç kimin neyi savunup neye karşı çıktığını bilemiyor, anlamakta güçlük çekiyor.

***

Yoldan geçen herhangi bir vatandaşa ne tür bir toplum ve devletten yana olduğunu sorun mesela. Bahse girerim doğru düzgün bir cevap alamazsınız. Belirgin bir çoğunluk ekmek ve iş, huzur ve güven, hayatta kalmak ve mümkünse de tatil yapmak istediğini söyleyecektir size.

Daha da kötüsü var aslında: Karanlığın ortasında hâlâ bir yol bulmaya çalışan; henüz kendisinin de benimsemediği fakat toplum tarafından da benimsenmemiş bölgelerde konumlanmış “göçmenler”… O göçmen nüfus ki toplumsal uyumdan fersah fersah uzak ve aslında giderek parçalara bölünüyor. O göçmen nüfus ki demokratik çerçevesi son derece kırılgan.  O göçmen nüfus ki değerleri bulanık ve muğlak. Açıkça tanımlanmış yönelimlere ihtiyacı olan bir devlet, kendi yönünü bulmaya çalışan insanlara yardım edebilir mi?

Nereye gittiğimiz konusunda bir karara varmak zorundayız vesselam!

Anlaşma yapacak mıyız, yoksa Birleşik Kıbrıs’ta mı yaşayacağız? Göçmen Türkiyelileri kabul ediyor muyuz, etmiyor muyuz? İşgal altındaki topraklarımızı ilelebet kullandırtacak mıyız kendimizle birlikte, yoksa buna bir dur mu diyeceğiz?

Avrupa’ya mı, Ortadoğu’ya mı yoksa sadece Türkiye’ye mi entegre olmak istiyoruz? Açık, çok kültürlü bir toplum mu, yoksa tecrit edilmiş, aşırı milliyetçi bir toplum mu istiyoruz? Güvenlik kurumlarının sadece unsurlarından biri olduğu sivil bir toplum mu, yoksa bir yarı-ordu devleti olarak kalmak mı amacımız?

Anlayacağınız kaderimizi belirleyecek olan uzun bir soru listesi var: Fakat gündemimizde bir tanesi bile yok.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31