Adının neredeyse tüm dünya ve tüm nesillerin bildiği bir ismin, bir sembol ismin, ilginç bir zamanını paylaşmak istedim sizlerle.

Aralık 1964’te Birleşmiş Milletlerde konuşma yapmak üzere temsil ettiği heyetinin başı olarak New York’a gitmişti. Bu NewYork ziyaretinde CBS televizyon kanalında yayınlanan Face the Nation isimli haber programına çıkarıldı. ABD Senatörü McCarthy dahil olmak üzere değişik kişi ve gruplarla uzun görüşmeler yaptı.

17 Aralık’ta ise Paris’e uçtu ve üç aylık bir uluslararası geziye başladı. Bu gezi sırasında Çin Halk Cumhuriyeti, Mısır, Cezayir, Gana, Gine, Mali, Dahomey, Kongo ve Tanzanya’yı dolaştı. İrlanda, Paris ve Prag’da molalar verdi. 24 Şubat 1965’te Cezayir’de, sonradan uluslararası sahnede son görünüşü olacak olan “İkinci Afrika-Asya Ekonomik Dayanışma Semineri”ndeki ünlü konuşmasını yaptı.

Bu konuşmada şöyle demişti:

“Ölümüne olan bu mücadelede hiçbir sınır yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde meydana gelen olaylara kayıtsız kalamayız. Bir ülkenin emperyalizme karşı zaferi bizim zaferimizdir, aynı şekilde yenilgisi de bizim yenilgimizdir.”

Şu sözlerle de dinleyicilerini şaşırtmıştır: “Sosyalist ülkelerin, Batı’nın sömürgeci ülkeleriyle üstü kapalı işbirliğini tasfiye etmeleri ahlaki görevleridir.” Sonra da bu hedefe ulaşmak için komünist bloğu ülkelerinin uygulaması gereken bir dizi eylemi sıralamıştır. 14 Mart’ta ülkesine döndüğünde Havana havaalanında devlet başkanının da katılımı olmasına rağmen, sade bir törenle karşılandı.

 

İki hafta sonra kamu hayatından çekildi ve ardından tamamen ortadan kayboldu. Ülkesinin devlet başkanından sonra gelen adam olarak bakılmasına rağmen nerede olduğu, 1965 yılının en büyük gizemlerindendi. Ortadan kayboluşu için değişik sebepler öne sürüldü. Sanayi bakanıyken savunduğu sanayileşme projelerinin görece başarısızlığı, Çin-Sovyet Ayrılığı arttıkça Çin Komünist Partisi yanlı tutumunu onaylamayan Sovyet resmi görevlilerinin yaptıkları baskı ve ülkesinin ekonomik gelişmesi ile ideolojik çizgisi üzerine kendisi ile ülke lideri arasındaki önemli görüş ayrılıkları ve hatta devlet başkanının O’nun tanınmışlığından rahatsız olup onu tehdit olarak görmesi de neden olarak gösterildi. Hatta devlet başkanının bu kayboluşu ile ilgili yaptığı açıklamaların şüphe uyandırıcı olduğunu söyleyenler de oldu.

Batılı gözlemcilerine göre, Sovyet koşullarına ve önerilerine karşı çıkmasına rağmen devlet başkanının bu önerileri kabul etmek zorunda kalması ortadan kaybolmasının nedeni olabilirdi. Hâlbuki hem O hem de devlet başkanı, Sovyetler Birliği ve Çin’in de bulunduğu birleşik cepheyi destekliyordu. Ayrılığa düşmüş bu iki ülke arasında antlaşma sağlamak için başarısızlıkla sonuçlanan bir dizi girişimde de bulunmuşlardı.

Adını hala kullanmadığım sosyalist devrimci hareketlerin sembolü Ernesto Guevara, kısaca Che ve devlet başkanı ise Fidel Castro’dur.

 

Kruşçev’in Castro’ya danışmadan Küba’dan füzeleri çekmeye razı gelmesini Sovyetlerin ihaneti olarak gören Che, Küba Füze Krizi’nden sonra Sovyetler Birliği hakkında daha da şüpheci olmuştu. Cezayir’deki son konuşmasında artık Kuzey Yarımküre’yi, batıda ABD ve doğuda SSCB liderliğinde, Güney Yarımküre’nin sömürücüsü olarak gördüğünü belirtmiştir. Vietnam Savaşı sırasında komünist Kuzey Vietnam’ı desteklemiş ve gelişmekte olan ülkelerin halklarını, silahlanıp “pek çok Vietnamlar” yaratmaları için teşvik etmişti.

Guevara’nın hakkındaki spekülasyonların baskısıyla Castro 16 Haziran 1965’te yaptığı açıklamada Guevara hakkında bilgi almalarının ancak Guevara istediğinde mümkün olabileceğini söyleyip kendisine yazdığı tarihsiz mektubu açıkladı. Bu mektupta Guevara Küba devrimine bağlılığını tekrarlıyor ancak devrim yolunda yabancı topraklarda savaşmak için Küba’dan ayrılma niyetini bildiriyordu. Dört yabancı gazeteciyle 1 Kasım’a yaptığı görüşme sırasında Castro, Guevara’nın nerede olduğunu bildiğini ama açıklamayacağını belirterek, eski yoldaşının öldüğüne dair söylentileri reddetti ve Guevara’nın sağlığının çok iyi olduğunu ekledi. 1965’in sonunda Guevara’nın akıbeti bir gizem olarak kaldı, hareketleri ve nerede olduğu iki yıl boyunca özenle saklanan bir sır oldu.

1967 Ekiminde ise bir çatışmada yakalandı ve öldürüldü.

Son sözünün ise; “buraya beni öldürmeye geldiğini biliyorum. Vur beni korkak, yalnızca bir adam öldürmüş olacaksın” olduğu söylenir.

 

Kaynak: Guevara, Ernesto “Che”: Selected Works of Ernesto Guevara, MIT Press, 1969.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31