Dün akşam eve biraz erken gittim…

Bahçeye çıktım.

Domatesleri hiç beğenmedim bu sene.

Nedendir bilmem ama büyümediler.

Hatta bazıları kurudu kuruyacak.

-Aynı yere ektin ondandır, dedi bir bilen…

-Yok yok gübre inekti, keşke koyun olsaydı, dedi başka bir bilen.

Zaten bu sene, geçen yıl yaklaşık 100 kilo veren kayısı ağacım topu topu 7-8 adet kayısı verdi.

Bereketsiz bir yıl diyecektim ki renklot kudurdu.

Her dalında birkaç kilo var.

İtsinco Köyü hatırına ektim renklodu…

Her yıl babamla gider, toplar, satardık.

Toplarken ısırır gerisini fırlatırdık…

Boldu.

Neyse erken gittim, dolandım bahçeyi, içime sıkıntı doldu, girdim içeri.

Ne yapmalıydım?

Gübre koydum, su gani, çapa desen, yaptım…

Demek ki bu yıl bahçe öyle istemiş.

Bir bardak Aslanbaba’nın 100 dolara aldığı viskiden koydum…

İlk yudumu tam atacaktım ki evin en uç odasından bağırmalar duydum.

Eyvah, dedim, kötü bir şey oldu…

Elimde ne varsa attım, koştum.

Meğer ses televizyondan…

Oysa fazla açık değildi sesi.

Ancak konuşan İrsen Bey’di…

Fazla açık olmasa da gümbür gümbürdü…

Yine aynı yüz ifadesiyle, yine aynı sinirle konuşuyordu eski başbakan…

Bu sefer ağzından köpükler çıkartarak kendi adaylarını tanıtıyordu…

Üstelik 10.yıl marşıyla…

Vay be, dedim eskiden böyle miydik?

Biz böyle bağırır mıydık?

Ve aklıma çok eskiden yaşadığım bir anım geldi…

Yıllar önce aynı apartmanda oturduğum Antepli bir arkadaşım vardı.

Devrimciydi.

Üniversite yılları hep eylemlerde geçmiş.

Çiğ köfte, lahmacun ondan sorulurdu.

Her hafta sonu ya o çağırır ya ben…

Malzemeyi hazırlar, yoğururdu.

Malzeme: nar ekşisi, bulgur, baharat hep Antep’ten gelirdi.

Rakılar açılır, mezeler konur, ilk yudum taze yoğrulmuş çiğ köfte ile alınırdı.

Sohbetler başlardı.

Siyasete girerdik…

Sonra memleketi kurtarana kadar devam ederdik sohbete.

Bir gün yine dün akşamki gibi eve erken gelmiştim.

Tam kapıyı açıp girecektim ki aşağıdan bir gürültü duydum.

Tamam, dedim cinnet geçirdi, karısını doğradı…

Çantaları, ceketi koltuğa attım, koştum…

Kapılarını kıracak gibi saldım ki kapı açıldı.

Açan Kıbrıslı eşiydi.

Yüzü gülüyordu...

-Şükürler olsun iyisin, dedim

-Ne olacaktı ya, dedi.

-Kocan, bağrışalar.

-Yok yok, yeğeni Antep’ten geldi sohbet ediyorlar, dedi…

Döndüm, viskime kaldığım yerden devam ettim.

İrsen, yani eski başbakan, hala bağıra bağıra tanıtıyordu…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31