Doğrusu, ENOSIS kelimesini kullanırken, tereddüt etmiştim.

Hani bu kadar köhnemiş ve kendini çoktan rafa kaldırmış bir siyaset üzerinden benzetme yapmak konusunda bir tereddüt yaşamıştım, dün bu köşede yer alan “Erdoğan ve ENOSIS” başlıklı yazıyı yazarken.

Meğer, farkında olmadan tam da şimdilerde Türk siyasetinin dilinden geçecekleri hissetmişim.

Adadaki, ilhak tartışmaları devam ederken, AB Bakanı Egemen Bağış, bu açıklamalara tartışmayı derinleştirecek yenilerini ekledi.

İlhak ya da entegrasyonun bir opsiyon olduğunu tekrarlarken, bunun ENOSIS’e karşı bir tavır olduğunu söyledi, Egemen Bağış, bu kez.

ENOSIS!!!

Kaç kuşak bu korkuyla bu tehditlerle büyüdü. Kaç kuşak siyaset, sırf bu tehdit üzerinden türedi. Kaç kuşağa bu siyasetin yaratıp beslediği, her gün yeniden ürettiği travmalar aktarıldı.

Ve şimdi bir zamanlar Rum’un ENOSIS’ine karşı tek kurtarıcı olarak ortaya çıkanlar, başka dillerde dirilip, yeni bir başka akımı başlatmaya çalışıyorlar.

ENOSIS varsa karşısında ilhak var.

İlhak etmezsek, ENOSIS olacak, Rum sizi yutacak!

Ya taksim ya ölüm sloganları mı gelecek, peki şimdi bunun ardından?

Yıllardır ENOSIS siyasetini hangi Rum siyasetçiden duydunuz ki?

Yıllardır hangi Türk siyasetçi, hatta en radikal milliyetçiden işittiniz, ENOSIS’in yaşadığını?

Egemen Bağış, bir başka açıklamasında da “biz zaten doğalgazla, su ve elektrikle KKTC’yi Türkiye’ye bağladık” diyor.

Yani aslında tam da yazıp çizdiğimiz gibi, demek ki, bu projeler bir entegrasyon projesiymiş.

Tüm söz hakkı Türkiye’ye bırakılırken, anlaşmaların hepsi, konularla ilgili bütün gündemler, esas hükmedenin yönetiminde gelişmişti zaten.

Bundan on yıllar sonrasını da etkileyecek ve adadaki siyaseti yönlendirecek derecede stratejik adımlar demek ki, KKTC’yi Türkiye’ye entegre ediyormuş.

Zaten bağlanmışız!

Üstelik Egemen Bağış son açıklamalarında, “bu benim kişisel meselem değil” derken, Kıbrıs sorununun “Türkiye’nin milli meselesi” olduğunu da anlatıyor.

Ve böylelikle, milli dava konumuna geri dönülüyor.

Üstelik Bağış’ın ortalığı toz duman eden bu açıklamalarına tek cevap da gelmiyor, diğer Türkiyeli yetkililerden.

Ve bir kez daha, bu kez AB’nin merkezinde aslında kişisel görüşü olmadığını da ilan etmiş oluyor, Bağış.

Acı olan, en az 10 yıl öncesine geri dönülmesi, Kıbrıs konusunda. Hatta ENOSIS söylemlerine bakılırsa, soğuk savaş dönemine.

Ve sadece Kıbrıs konusu değil, bu eksende demokratikleşme, şeffaflaşma ve kurumsallaşma konularında da geriye doğru bir gidişin başlangıcı anlamına geliyor yaşananlar ve bundan sonra yaşanması öngörülenler.

Zira, bu bağlanma halleri bu kadar normalleştirilmişken, tepeden inme emirlerde tam da parya durumumuzu pekiştiriyoruz.

Üstelik, çeşitli zamanlarda çeşitli Türk siyasetçilerin dediği gibi, stratejik bir ihtiyaç konumunda kalıyoruz.

Bu söylenenlerden, hakarete varan çıkışlardan sonra, sanırım rahatlıkla bu kez “kendi” vatandaşlarının çoğunlukta olduğu toprağından hak ve söz iddia edecek, Türkiye siyaseti.

Paryalaşıp sayısal azınlık halleriyle bu durumu pekiştirilen Kıbrıslı Türkler de söz haklarını tamamen yitirmiş olacaklar.

Şüphesiz ki bunlar can sıkıcı senaryolar.

Kıbrıs sorunu bugünlere göstere göstere geldi.

Her iki tarafın da ellerindeki şansı hoyratça harcamasının, federasyon kültürünün geliştirilmesi için tek arpa boyu yol alınamamasının ardından, bugünlerin geleceği zaten öngörülüyordu.

Temenni, bundan sonraki öngörülerin gerçekleşmemesi.

Gerçekleşmemesi için birilerinin harekete geçebilmesi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31