Uçakta:

-Senindir be gardaş bu koltucuk?

-Benimdir ya, aha yerleştiririm çantamı da oturacam yerime…

-Camcığın kenarı da benimdir, istersan bir müsaade et da geçeyim…

-Buyur gardaş.

Pat diye konuşma değişir aynı dilden birisi ile karşılaşınca.

Sevindim.

Gelirim giderim her zaman yanımda iki laf edecek aynı duygulara sahip birini bulamam.

Bu sefer cuk oturdu.

Selam sabahtan sonra tanışma seremonisi başladı.

-Bu genç oğlundur?

-Evet İstanbul’da okurdu. Bu sene bitirdi. Gittim aldım gendini da dönerik.

-Güzel… Ne okudu?

Bir şeyler okuduğunu söyledi, birkaç zaman sonra Amerika’ya bir yıllığına gidip tahsilini tamamlayacağını söyledi ama ne okuduğunu anlayamadım. Sormaya da çekindim. Zaten gerek de yoktu ama uluslararası bir şeylerdi okuduğunu çıkarttım.

Her neyse.

Nereli olduğunu sordum.

Eşi Baflı kendisi güneyden bir yerdenmiş.

Epeyce sohbetten sonra geldiğimiz nokta kendi ülkemizde azınlığa düşmemiz.

Ne yapabiliriz diye sordum,”Hiçbir şey” dedi.

Çünkü bizler memur olmayı tercih ederken okumayı öne çıkartıp meslek öğrenmeyi geriye ittik.

Böylece ne galıpcımız, ne yapıcımzı ne de araba tamircimiz var.

Bahçıvan, elektrikçi hatta boyacı…

Allahın balıkçıları bile neredeyse elle sayılacak kadar kalmış…

Bu durumda işlerin yürümesi için işçi getirtmemiz gerekti…

Ve haliyle de yanlış politikalarla kendi kendimizi azınlık durumuna soktuk.

Özeti buydu.

-Anladım, dedim.

Bu konuya girdik mi çıkamayacağız, dedim...

Ve o anda aklıma gelen bir örneği verdim…

-Bizler önlerine buğday yığını konulmuş kümesteki tavuklar gibiyiz.

Yığın üzerinde buğdayımızı yerken birbirimizle de didiştik.

Sonra kümese getirip başkalarını da attılar.

Fark edemedik.

Sonra birilerini daha attılar.

Yine fark edemedik.

Amaçları buydu…

Azınlık durumuna geldiğimizde yığın üstünde yer bulamadığımızda anladık…

Oyun sahneden indi…

Kısaca oyun bitti.

Oğluna döndüm ve sordum…

-ABD’den sonra ülkene dönecek misin?

-Allah korusun, dedi ve devam etti, “burada ne var ki döneyim?”

 Ona toprağın kokusunun bile bağlayıcı olabileceğini…

Havanın neminin.

Ve en önemlisi kendi yerinin efendisi olmanın ne demek olduğunu anlatmadım.

Babası anlatacaktı.

Götürüp doğduğu Baf köylerini gösterecekti.

Yaşadığı sokakları gezdirip ülkenin gerçek sahiplerinin onlar olduğunu anlatacaktı.

Timbu’da…

Memur salona girenlere seslendi, KKTC’liler buraya…

 

İçimden, “Yakışır” dedim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31