Uzun süredir Büyükkonuk köyü sahilinde yapımı düşünülen Petrol Dolum Tesisleri ile yatıp kalkıyoruz.  Protestolar,  eylemler,  uyarılar…  Kimileri Ekonomiye ne kadar yarar getireceğini, kimileri denizi ve sahili kirletmesi nedeniyle turizme ne kadar zarar vereceğini söyleyip yazar,  muhalif siyasi partiler karşı tavır koyarlarken…

Anladıktı ki kim ne derse desin bu tesisleri o sahile konduracaklar…  (Ben bunları yazarken zaten Meclis’te bizzat UBP’lerden bazı milletvekillerinin katılmaması nedeniyle  nisap olmadı, Muhalefetin katılması da işe yaramadı ve bu konudaki görüşme gelecek Pazartesine kaldı!)

Bundan sonra ne olursa olsun tırnak kadar kıymet’i harbiyesi yoktur.  Çünkü memleketi bunalıma sokmak pahasına aylardır tartışılan bu  tesisin kurulması  olayı, sonunda  UBP’nin bazı Bakan ve milletvekilleri  tarafından bile   “yanlış”  bulunur ve de Hükümet  “Tesisi yapacak Şirketin sermayesi konusunda kuşkuları olduğunu”  açıklarken;  işin tuluatından öte tırnaklık ciddiyeti kalmadı! 

ÇÜNKÜ:   Bizzat hükümetle UBP’nin tereddüt ve kararsızlıklarına toslayan olay şu imajı çaktı:  “Bu hükümetin icraatlarının doğruluk ve ciddiyetine inanılmamalıdır.   Dün “memleketin  çıkarlarına uygundur” dediği yatırımlara, ertesi gün karşı çıkabilmektedir!  Demek ki  araştırmadan,  ciddiyetle fizibilite raporları istemeden ve yapmadan, hükmü karakuşi tutumlarla karar vermektedir.  Bu nedenle güvenilmezdir!... 

NİTEKİM:  Bu tasarruf döneminde  eldeki makam arabaları ile yetinmek gerekirken yeni makam arabaları almak istenmesine mesela UBP milletvekili Zorlu Töre  bile dayanamayarak karşı çıkmıştır.  Bu olay da hükümetin halkı zıvanadan çıkartacak ne kadar aksi büksü icraat  varsa hepsini de tasarı haline getirip  memleketi darmaduman ettikten sonra,  ancak ayılıp uyandığının ispatı olmaktadır.  Nitekim ne diyoruz:  “Hükümet önce karar almakta sonra düşünmektedir!”    Böyle de olunca memlekette ne iç barış tesis edilir ne de istikrar sağlanır! 

**********

ECEVİT NE DEDİYDİ

Barış Harekâtından sonra Ocak 1975’de Ecevit Kuzey’i ziyaret ediyor ve kendisini izleyen o büyük kalabalığa Mağusa Namık Kemal Meydanı’ında şöyle sesleniyordu. 

“Barış harekâtı Yunanistan’a özgürlük getirdi. Demokrasi getirdi…”   Doğruydu.   Ve devam ediyordu:  “Çağımız dünyasında ekonomik yeterliliğe ulaşmamış uluslar,   toplumlar  savaşlarla kazandıkları zaferleri sonuçlandıramazlar…”

Ve Ecevit konuşmasının sonlarına doğru asıl söylemek istediklerini şöyle ifade ediyordu:  “Kıbrıs Türk’ünün Türkiye’nin yardımlarına dayanmadan kendi kendine yeterli olması,   kendi sorunlarını kendi bünyesinde çözmesi gerekir…” 

O tarihi konuşmanın ardından Bozkurt gazetesinde imla yanlışları ile dolu yorumumu  yazarken şöyle diyordum:   “Türkiye Kıbrıs Türklerini kurtarırken,  barış ve özgürlük verirken,  üstelik kendi sınırları dışında bir Türklük dünyasını, küçük de olsa  Devlet olarak yaratmaktadır. Bu sorumluluğun yükü omuzlarımızdadır…”

OTUZ YEDİ YIL GEÇTİ:  Ne Ecevit’in Barış Harekâtı sonrası değerlendirmeleri ne de  bizim  “Devlet”  dediğimiz hedefine ulaştı!

Bir tarihi olayın yarattığı fırsatları, Türkiye’de ve burada olagelen siyasi partiler didişmeleriyle yanlış yörüngelere saptırılmış  politikalarda harcadık!  Bizzat Ecevit Kıbrıs sorununu çözmemekle kaybettiydi davayı.  Ve bizzat Kuzey Kıbrıs sindiremediği özgürlük ve egemenliğinden dolayı Devlet olamadıydı…

NEDEN YAZDIM.  Geçen hafta, dün de sözünü ettiğimce Ticaret Odası’nın  Kuzey Kıbrıs Ekonomisinin Rekabet Edilebilirliği’ne ilişkin bir raporu yayımlandıydı.   KKTC ekonomisi dünya ekonomileri ile kıyaslanıyordu.    “Dr. Kamil Sertoğlu,  Oda Başkanı Günay Çerkez,  Dr. Vargın Varer,  Dr. Mustafa Besim gibi “Dr” luk ünvanlarından da belli olduğunca uzman ekonomistler görüşlerini açıklıyorlardı.  Raporda Devlet politikasındaki istikrarsızlıktan 1980’den beridir hâlâ gerçekleşemeyen Ekonomideki Yapısal Reforma,  esnek olması gereken ekonomilere kadar türlü çeşitli görüş ve öneriler yer alıyordu… 

VE ŞUNU ANLYORDUK.  Bu ülkede sadece sendikalar,  yahut Devlet sektörlerinde  özelleştirmelere karşı çıkan çalışanlar veya her şeye muhalefet yapmak için muhalefet yapan siyasi partiler yokturlar.  Bir de türlü çeşitli mesleki kuruluşları, Oda’ları,  Birlik Dernekleri ile  “Özel Sektör”  vardır… Ve onların da  ekonomi üzerinde söz hakları, önerileri olmaktadır…

OYSA:  Bugüne kadar bu KKTC dediğiniz muhtac’ı didenin hayatında hiç gördünüz mü çalışanlar dolayısıyle emekçiler  dolayısıyle işçiler yahut sermayedarlar olmaları gereken  kesimler arası  “karşılıklı anlayışı?” Kavgadan ve düşman kardeşler oluşlarından öte…

Kaldı ki soracağız:  Nerede otuz yedi yıl önce Ecevit’in  Devlete Ekonomi ile sahip çıkılması gerektiğine  ilişkin uyarısı?   Aksine bırakın  KKTC’de  ekonomiyi,   Devlet oluş  bile dışlanırken Federasyon kulpu takılmış  çözüm isteklerinde  satılığa çıkarılıyor!

Öyleyse gene yazalım.  Bu kafa ile gidersek bir gün ya Ankara yönetir bizi ya da Rum!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31