Otobüs anayoldan hızla geldi…

Sağa döndü…

Yavaşladı.

İçindeki koltukların çoğu doluydu.

Yıkık dökük binaların olduğu yerde, duracak kadar hızını azalttı.

Muavin elinde mikrofonla konuşuyordu.

Gördüm onu.

Tüm yolcuların gözleri harabelerdeydi.

Harabeler; bir zamanların en değerli yeriydi.

Maraş.

Kapalı Maraş.

Kapattılar orayı.

Tellerle çevirdiler.

İnsanların, sahiplerinin, diğer ziyaretçilerin girmesini yasakladılar.

Oraya girenler orayı alıp götürecekmiş gibi kapıya da silahlı nöbetçiler diktiler.

Yakın durduğum tarafın durumu nedir bilmem.

Ama mutlaka gözcüleri vardır.

Bekçiler her an karşınız çıkabilir.

Belki de vur emri vardır bu dünya kentinin içinde.

Otobüsü görünce her gün kıyısından defalarca geçen ben de meraklandım.

Bizim görmediğimiz ne var?

Ot var.

Bildiğiniz ot.

Yıkık dökük binaların bahçelerinde çiçek var çiçek.

Meyve ağaçları ile dolu.

Yaşıyorlar bakımsızlığa rağmen.

Ve Kıbrıs’ın olmazsa olmazı babutsalar.

Ve yaseminler.

Onları çiçek sınıfına dahil etmiyorum.

O hellim gibi, başka bir şey.

Hellim de peynir değil mesela.

O, adıyla, sanıyla hellimdir.

TC bir ara onu Hellim peyniri yapmaya çalıştıysa da tutturamadı.

Yaseminler ilginç geldi.

Geçen gün sabahın köründe oradan geçerken bir araba sesi geldi.

Sanırım ya ekmek ya gazete dağıtımı yapanlardandı.

Geçti.

O geçerken Kapalı Maraş’ın tellerine yakındım.

Bir koku geldi.

Arabadan mıydı anlamadım.

 Egzoz kokusu değildi bu.

Tatlı, güzel kokuydu ama neydi?

Durdum

Etrafı kokladım.

Koku oradaydı.

Tellere yaklaştım, arttı.

Abu mezbelelik yerden nasıl bir koku gelebilirdi?

Biraz daha yürüdüm.

Ben yürüdüm, koku yürüdü.

Ben yürüdüm, koku biraz daha yürüdü.

Durdum.

Gözcü mözcü, nöbetçi möbetçi fark etmezdi artık.

Belki de vur emrine uyarak bir kurşun gelebilirdi bu yana.

Olsun.

İnsanın başına ne gelirse meraktan gelmez mi?

Uzanıp baktım bize de kapalı o tarafa.

Yaseminler aldı başını gitti bakımsız bahçelerin orta yerinde.

Hepsinin üzerinde açmış yasemin çiçekleri şemsiye gibiydi.

Zamanı mıydı?

Sanmam.

Çünkü o gece Lefkoşa’daki yaseminlere baktım.

Hepsi de uyuyorlardı.

Otobüs yolcuları yasemine mi yoksa olur ya bir umut, dönecekleri evlerine bakmaya mı gelmişlerdi, bilemedim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31