Bu hep böyle mi devam edecek?

Bir trafik kazasında bir yakınımızı kaybedince, feryat edip, sonra bir tane daha yitirene kadar sureten, beşuş çehreler takınıp, kahve sohbetlerinde ilenerek, durumu idare mi edeceğiz?

Yoksa bu memleketin kaderi mi? Her elli senede bir başka ölüm sebebi yaratıp, gençliğimizin bir kısmını zamansız topraklara kurban etmeyi, kanıksadık mı?

Önce Birinci Dünya Savaşı idi… Gidip de gelmeyenlerin hesabı bile yok! Sonra İkincisi… Dört yüz’e yakın Kıbrıslı gitti, gelmedi… “Normal”di, değil mi? Savaşa giden, gelmeye de bilirdi… Bugünkü cumhurbaşkanımız, bir İkinci Dünya Savaşı yetimidir örneğin ve adını bile anmamıştır, yıllarca… Sonra, EOKA zamanı geldi… Yalnız, Haziran/Ağustos 1958’de 53’ü Türk, 58’i Rum, yüz on bir genç daha kurban oldu toprağa… Eh… Savaş! Ne demezsiniz? Azdan az, çoktan çok gider… Normal! Yetti mi? Hayır… 1964, derken 1974… Bu kez yüzlerle mi, binlerle mi ifade edilir? Doğrusu hiç önemli değildi… Var olmak mücadelesi idi ve toprağa düşen de düşecekti artık… Gene, “normal”di… Normal…

Sonra, savaş bitti… Trafik dönemi başladı…

Geçen yıl trafik kazalarında ölenler, Haziran 1958’de ölenlerden fazladır, ey insanlar… Bu da mı normal? Hiç istatistiklere, karşılaştırmalara, rakamlara sığınmaya niyetim yok! Bu ülkeyi bugün yönetmeye çalışan başbakan bile, oğlunu trafik kazasında kurban vermiş bir babadır! Daha ne söyleyeyim? Devletin ilk cumhurbaşkanı da aynı acının, hemderdi idi… Genç yaşta trafik kazasında yitirdiği oğlunun adını dilinden düşürmeden göçtü…

Dün, Lefke kan ağlamakta idi…

ODTÜ Mezunu, cumhurbaşkanlığında asteğmen olarak askerlik görevini yapmakta olan, önümüzdeki ay da düğün yapmaya hazırlanan Aras Kansay’ı, önceki gün, kasaba içinde geçirdiği bir motor kazasında kaybettik! Kaza yerini görseniz, “şuradan şuraya, ne sürat yapılır, ne uçulur, ne şu ne bu…” dersiniz… Aras, benim kardeşim kadar yakın arkadaşım, Hüseyin Kansay’ın oğludur… Hafızanızı biraz zorlarsanız, Hüseyin’i hatırlarsınız! Bu memlekette bakana “verdiğin emir, devleti zarara sokuyor, yapmam!” deyip, Genel Müdürlük koltuğundan istifa eden kaç adam var ki? Aras, elime doğdu sanırdım, dün dedesi hatırlattı: “Sünnetini de sen yapmıştın!”  Akan gözyaşlarımı, koyu renk gözlükler de gizleyemedi…

Kazanın olduğu yere, bir kamera koydurmak için, vakti zamanında çok uğraştım, başaramadım… Bir kasis yapıldı… Herhalde ağzımı kapatmak içindi… Sonra, biz gittik, kasis de kaldırıldı, ilâ maşallah… Birine battıydı, herhalde…

“ Merhumu nasıl bilirdiniz?”

“ Çoook eyiii…”

“ Hakkınızı helâl ediyor musunuz?”

“ Helâl olsun, helâl olsun, helâl olsun…”

“ El faaatiha…”

Bitti mi? Bu kadar mı? Yeni bir genç cenaze namazında gene buluşana kadar mı? Tüh bizim yüzümüze… Tüh kendi çocuklarını öldüren bu düzene… Tüh bunu “normal” gören, kanıksayan, içine sindirebilen bizim gibi yetişkinlere…

Biz bu çocukları, büyütemeden gömmek için mi doğuruyoruz?

Nalet olsun, böyle “yetişkinler”e…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31